İki Tür Pipo Koleksiyoneri
Pipo koleksiyoncularının üzerinde hemfikir olduğu tek şey, pipolarımızı sevdiğimizdir. Bunun dışında her şey tartışmaya açıktır. Pipo koleksiyonculuğu camiasında sayısız tartışma vardır; bu tartışmalar canlı, eğlenceli ve düşündürücüdür. Aramızda açık sözlü görüşleriyle bazı geleneksel koleksiyoncuları kızdıranlar oldu, ama ben bu anlaşmazlıkların hobiye renk kattığına inanıyorum. İyi haber şu ki, sonunda herkes kazanıyor ; çünkü nihayetinde hepimiz canımızın istediğini yapıyoruz.
Bir düzine pipocuya aynı soruyu sorsanız, bir düzine farklı cevap alırsınız. Bu bölümde öyle sorular var ki, pipo koleksiyonculuğu camiasında onlarca farklı yanıt bulmanız kaçınılmaz. Bunun bir kısmı 1997’de Pipe Friendly dergisinde bir deneme olarak yayımlanmıştı. Orada, piponun üzerinde hangi isim veya marka yazarsa yazsın, damak tadınıza göre pipolarınızı seçmekte özgür olmanız gerektiğini yazdım. Bir piponun üzerinde hangi adın yazdığına zerre kadar önem vermediğimi, iyi içim sağladığı sürece nomenklatürün umurumda olmadığını ima ettim ki bu düşünceler çoğu sıkı koleksiyoncuya tiksindirici gelmişti.
Asıl hararetli tartışma, Johns Hopkins Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Dr. Fred Hanna’nın birkaç yıl sonra The Pipe Collector dergisinde “marka miti” başlıklı bir makale yazmasıyla başladı. Hanna, benim düşüncemi uç noktaya taşıyarak koleksiyoncuların, bir marka piponun diğerinden daha iyi içim sağladığına kendilerini inandırdıklarını, başka bir deyişle her şeyin kafada ve briar' da bittiğini iddia etti.
Fred, bir piponun içim kalitesinin psikolojik olarak arttığını yazmıştı; çünkü pipocu, piponun üzerindeki isimden yani markadan etkileniyor. Ama gerçekte bu bir efsanedir ve hiçbir marka, diğerlerinden daha iyi içim garantisi veremez. Fred, asıl meselenin deney yapmak olduğunu, iyi içim özelliklerine sahip briar’ı bulana kadar denemek gerektiğini söyledi. Bunun da doğa tarafından belirlendiğini, ne pipocu ustanın ne de markanın belirleyebileceğini ekledi.
Soldan sağa: Rich Esserman, Fred Hanna, Ulf Noltensmeier ve ben, 2003 Chicago Pipe Show’da. Pipo içimi ve koleksiyonculuğuyla ilgili birçok konuda dürüstçe anlaşmazlıklarımız olsa da, bir pipo fuarında her zaman birlikte eğleniyoruz.
Şahsen, Fred’in çok iyi noktalara değindiğini düşünüyorum. Beni yüksek kaliteli pipolara olan tutkum konusunda yeniden düşünmeye zorladı — ve itiraf etmeliyim ki, elimde birkaç basit pipo var ve bunlar bazı süslü yüksek kaliteli pipolarımdan daha iyi içim sağlıyor. Yine de, söylediğim gibi, ben bunların istisna olduğunu düşünüyorum. Fakat aynı zamanda bunların da bir gerçek olduğunu kabul ediyorum. Fred’in argümanını fazla ileri götürdüğünü düşünsem de, ona büyük hayranlık duyduğumu belirtmek isterim — tıpkı eleştirmenlerinden Rich Esserman’a hayranlık duyduğum gibi. Çünkü ikisi de doğru cevabı bulmaya çalışıyor. Her şey briar’da mı? Yoksa piponun yapılış biçiminde mi? Markada mı? Yoksa hepsi birden mi?
Psikolojik olabilir mi? Eğer hepsinin (briar, yapım şekli, marka ve psikoloji) rolü olduğunu varsayarsak, acaba biri diğerinden daha mı baskındır? Öyleyse oranları nedir? Bunu kesin olarak bilme şansımız olmadığından, tartışmalarımız muhtemelen sonsuza kadar sürecek. Ayrıca iyi bir piponun kalitesine katkıda bulunan başka faktörler de olabilir ; mesela pipoyu içerken ruh halimiz. Aynı pipo, keyifli bir ruh halindeyken harika içim sunabilir, kötü bir ruh halindeyken ise berbat gelebilir. Bu gerçekten de çok karmaşık bir soru.
Konunun ne kadar karmaşık olduğunu göstermek için, Bo Nordh’un Sixten Ivarsson hakkında anlattığı hikayeye bakalım. Sixten, “ikizler” adını verdiği pipolar yapmış; yani aynı briar bloğundan, aynı şekle sahip iki pipo. Bunlardan biri diğerinden çok daha iyi içim vermiş. Bo’nun teorisine göre her şey briar’daydı: Korunaklı ortamda yetişen yumuşak ahşap iyi içim vermemiş, doğa koşullarına maruz kalıp sertleşmiş ahşap ise harika bir içim sağlamış. Bunu desteklemek için Bo şöyle bir benzetme yapmış: Doğada, rüzgar ve yağmura dayanarak yetişen güllerin kokusunun çok güzel olduğunu; serada, korunaklı yetiştirilen güllerin ise neredeyse hiç koku vermediğini biliyor muydunuz?
Ama şunu da bilmelisiniz ki, Lars Ivarsson ve Jess Chonowitsch bu hikayeyi duyduklarında Bo’dan tamamen farklı bir açıklama getirmişler. Onlara göre, Sixten aynı briar bloğunu kullandıysa, iki pipo arasındaki fark ahşaptan değil, pipoların yapım tekniğinden kaynaklanıyordu. Lars, Sixten’in yaptığı pipoların aslında ikisinin de iyi olduğunu, birinin diğerinden biraz daha iyi içim sunmasının sebebinin belki de ağızlıktan geçen hava akışındaki küçük bir farklılık olabileceğini söylemişti. “Belki de babam pipolardan birinde ses testini yapmayı unutmuştur,” demişti.
Lars, bunu açıklarken kör Danimarkalı yazar Karl Bjarnhof’un hikayesini de anlatmış. Karl, Sixten’in düzenli müşterilerindendi. Bir gün Karl’ın kızı babasının pipolarından birini düşürüp kırmış ve onun fark etmesini istememiş. Bu yüzden kırık pipoyu Sixten’e götürüp aynısını yapmasını istemiş. Sixten de bunu yapmış; üstelik bire bir aynı olacak şekilde, onda bir milimetreye, hatta daha da küçük bir hassasiyetle.
Babası pipoyu eline alıp ilk kez yaktığında hiçbir şey söylemedi. Fakat birkaç dakika içtikten sonra, “Bu pipo bir şekilde farklı geliyor,” dedi. Lars, iki pipo ne kadar aynı görünürse görünsün, her zaman farklı bir içim hissi vereceğini söyledi , bu fark ne kadar küçük olursa olsun. Bir makine, iki tıpatıp aynı görünümlü klarnet üretebilir, ama en ufak yapım farklılıkları yüzünden sesleri her zaman biraz farklı çıkacaktır.
Bo’nun ikiz pipolar hikayesine dönersek, Lars’a göre Sixten muhtemelen iyi içim veren pipoya daha çok zaman ayırmıştı. “Belki ikinci pipoyu yaparken bir randevusuna geç kalmıştı, ya da öyle bir şey oldu,” dedi Lars. İşte bu yüzden iki pipo farklı içim vermişti; çünkü mekanikleri farklıydı. Jess de buna yüzde yüz katıldı.
Hangisinin doğru açıklama olduğunu asla kesin olarak bilemeyeceğiz; belki de her iki açıklamada da bir gerçek payı var. Ama işin özü şu: Dünyanın en iyi pipo ustaları bile bu konuda aynı fikirde değilse, pipo koleksiyoncuları ve içicileri bunu nasıl bilebilir? Bilemez. Amerikalı pipocu Ed Jurkiewicz (E. Andrew Pipes) şöyle der: “Briar hakkında asla anlayamayacağımız gizemler vardır. Ve işte bu, hobimizi bu kadar ilginç kılan şeyin bir parçasıdır.”
Hepimiz, psikolojinin belirli pipolardan aldığımız keyifte önemli bir rol oynadığını kabul ediyoruz. Ama her şey psikoloji değildir, tamamen öznel de değildir. Örneğin, bir piponun deliği tam ortadan açılmıştır ya da açılmamıştır. Bu ölçüm bir görüş meselesi değil, nesnel bir gerçektir. Birçok insan cinselliğin büyük ölçüde psikolojik olduğunu söyleyecektir, bu doğru olabilir, ama aynı zamanda fiziksel bir yönü de vardır. Aksi halde bu sadece bir hayaldir.
Konudan biraz farklı ama yine de pipo koleksiyonculuğundaki tartışmalı bir meseleyi gündeme getiren bir örnek: Marilyn Monroe’nun yüzünde bir ya da iki ben var diye onunla dışarı çıkmayı reddettiğinizi hayal edin. Yakın dostum ve uzun süreli koleksiyoner Fred Janusek’in yazdığı bir makaleyi okuduğumda aklıma bu geldi. Fred, bir pipo ustasının ahşapta koyu bir nokta ya da iğne ucu kadar küçük bir delik gizlemesini “sahtekarlık” olarak nitelendirmişti.
Böyle bir piponun “second” (ikinci kalite) olarak adlandırılması gerektiği, “first” (birinci kalite) değil. Fred, bir “second”u dolgu yapılmış bir hazne olarak tanımlıyor ama “first”ün de kum çukurları ve çatlakları olabileceğini söylüyor. Rick Hacker ise kum çukurları ve çatlakların bile bir pipoyu “second” yapabileceğini belirtiyor. Santa Monica’daki orijinal Tinder Box’ta pipo uzmanı olan Aaron Licker ise “first”ün ya da “second”un tamamen fabrikanın söylediği şey olduğunu ifade ediyor. Örneğin, Upshall bir piposunu “first” olarak kabul ederse üzerine Upshall damgasını basıyor; aynı fabrikada üretilmiş ama çeşitli nedenlerle “second” sayılmış bir pipoya ise Tilshead damgası vuruluyor. Aynı şey Dunhill, Parker ve diğer markalar için de geçerli.
Bu Lars Ivarsson piposunu harika yapan şey nedir? Şekli mi? Ağacı mı? İsmi mi? Damarları mı? Cilasındaki renk mi? Psikoloji mi? Yapılış biçimi mi? Benim cevabım: ‘Hepsi ve daha başka etkenler.
Ama bana göre bu tartışma saçma. Düşünün: şimdiye kadar yapılmış en güzel oyulmuş pipo haznesi var, ama üzerinde toplu iğne başından bile küçük minicik siyah bir leke bulunuyor. Böyle bir durumda pipocunun bunu “second” diye kenara atmasını mı isterdim? Ya da kusuru herkesin göreceği şekilde sunmasını mı? Tabii ki hayır! Benim isteğim, pipocunun o kusuru olabildiğince ustaca gizlemesi, hatta benim hiç fark etmeyecek olmam olurdu. Unutmayın burada önemli bir kusurdan söz etmiyoruz.
Pipo içilirken ortaya çıkan büyük macun dolguları ise bambaşka bir hikaye. Bu açıkça farklı bir durumdur.
Ama ahşaptaki en küçük kusurlar için, eğer gizlenebiliyorsa, gizlenmelerini isterim. Unutmayın, briar ağacı bir zamanlar canlı ve büyüyen bir ağacın parçasıydı, altın ya da gümüş gibi cansız bir madde değildi; ve Bo Nordh’un 16.000 dolarlık ballerinası, Charatan’ın Summa Cum Laude’si ve Dunhill’in 9 yıldızlı DR’ı da dahil olmak üzere tüm briar bloklarında, ne kadar küçük ve fark edilmesi zor olursa olsun, bazı kusurlar ve hatalar vardır. Hiçbir istisna yoktur. Bir tane bile. Asla.
İnsanların, “Bu kusursuz bir pipo,” dediğini duyduğumda onların hayal gördüğünü anlıyorum. Böyle bir şey yoktur. Hiçbir zaman olmamıştır ve hiçbir zaman olmayacaktır. Kelimenin tam anlamıyla “kusursuz” bir pipo asla var olmayacak, belki sadece bazı pipo firmalarının satış ve pazarlama departmanlarının hayallerinde var olacaktır.
İsveç pipo dergisi Rokringar’ın yayıncısı Jan Andersson bunu en iyi şekilde ifade etti: “Tamamen kusursuz pipo miti artık son bulmalı — hem de sonsuza dek!”
Son bir nokta ise doğrudan geleneksel koleksiyoncularla ilgilidir. Robert Palermo’nun The Pipe Collector dergisinde yazdığı ilginç bir makalede gitar koleksiyonunu pipo koleksiyonuyla kıyaslamasıydı. Palermo, yıllar boyunca gitarlarında yapılan değişikliklerin iyileştirmeler getirdiğini, ama gerçek bir koleksiyoncunun orijinale asla dokunmaması gerektiğini yazdı. Pipolarını değiştirenler pipo içicileridir, ama gerçek pipo koleksiyoncuları değildir. Eskiden buna katılıyordum, ama şimdi eşime yüzlerce pipom olduğunu, bunları çeyrek yüzyıllık bir arayışla, binlerce kilometre yol katederek edindiğimi söyledikten sonra hala “gerçek bir pipo koleksiyoncusu değilim” demem saçma olurdu.
Aslında, ben her zaman ideal içimi arıyorum — işte bu yüzden pipo koleksiyoneri oldum.
Bu pek tartışmalı bir söz gibi gelmeyebilir ama çoğu deneyimli koleksiyoncuya göre kesinlikle azınlıktayım. Onlara göre “kusursuz içim” kavramı en hafif tabirle gelip geçici bir şeydir ve koleksiyonculuk bundan çok daha farklı bir şeydir.
Koleksiyonculuk, içmekten farklıdır. Örneğin, Chicago’daki bir pipo fuarında Rich Esserman, pipo koleksiyoncularını en çok neyin cezbettiğini irdeleyen büyüleyici bir konuşma yapmıştı. Bir piponun ya da başka bir piponun nadirliğinden, yapıldığı dönemden, şeklinden, üreticisinden, damgasından ya da bir düzine başka faktörden söz etti.
“Listeye oldukça aşağıda,” dedi, “piponun ne kadar iyi içildiği geliyor.”
Rich’i dinlerken ona katılmadığımı biliyordum, ama nedenini tam olarak ifade edemiyordum. Ancak daha sonra konuşmasını düşündüğümde aklıma geldi: İki tür pipo koleksiyoncusu vardır ve hedefleri tamamen zıttır. Rich gibi ideal koleksiyonu arayan koleksiyoncular vardır; bir de benim gibi ideal içimi arayan koleksiyoncular vardır. İkimiz de pipo koleksiyoncusuyuz ama amaçlarımız çok farklı.
Rich yıllardır pipo topluyor ve gerçekten ne hakkında konuştuğunu biliyor. Ayrıca koleksiyonculuk üzerine çok düşünüyor ve fikirleri hepimizi düşündürüyor. Ona hayranım çünkü hobinin tarihi hakkındaki bilgisini sürekli geliştirmeye çalışıyor ve pipo koleksiyonculuğunu heyecanlı ve eğlenceli kılan tutkuyu hala koruyor.
Bu iki tür koleksiyoncuyu ayırırken aslında vurgudan söz ettiğimizi unutmamak lazım. Bir koleksiyoncu için en önemli şey, 1920’lerde üretilmiş çok az sayıda bulunan tam kıvrımlı bir Dunhill magnum siyah kumlama modeli olabilir. Ya da koleksiyoncu, Barling’in geçiş öncesi “fossil” modellerine veya son derece kaliteli Charatan freehand pipolara yoğunlaşabilir.
Başka bir koleksiyoncu için en önemli şey piponun konforu olabilir — saf, yumuşak vulkanitten yapılmış rahat bir ağızlık, kolay ve açık bir duman çekişi, dünyadaki en iyi briar ağacı ve her küçük detaya özen gösterilen uzman bir işçilik. Örneğin, haznenin damarı ortaya çıkacak şekilde işlenmesi gerekir, briarın ortası ve diğer yumuşak kısımları kullanılmaz, pipo hafif yapılır ve asla ısınma noktaları oluşmaz.
Farkı görüyor musunuz?
Her iki durumda da koleksiyonerler son derece titiz ve seçicidir. Ancak hedefleri oldukça farklıdır.
Ben Ed Lehman adında bir koleksiyoncu tanıyorum. O, katı bir şekilde tek bir tarafa bağlı değil. Marka ve patent avukatı olduğu için, Ed’in doğal eğilimi nadir Dunhill pipolarının belirli türlerini aramaktır; özellikle de kayıt ve patent numaraları olanları. Ed ayrıca Red Bark serisinin uzman bir koleksiyoncusudur. Bu, onu Kategori No. 1’e — yani ideal koleksiyonu arayan bir koleksiyoncu grubuna — yerleştiriyor. Ancak son zamanlarda Ed, bazı eski inançlarını sorgulamaya başladı. Her şey, ilk kez dev boy Jess Chonowitsch smooth billiard piposunu içtiğinde başladı. O kadar olağanüstü bir içim deneyimiydi ki Ed iki tane daha Jess piposu satın aldı. Bunlar artık favorileri arasında. O kadar iyiler ki, Ed hava deliğinin ne kadar geniş olması gerektiğini sorgulamaya başladı ve hatta artık kendi pipolarının bazılarının hava deliklerini açmaya bile girişiyor.
“Eskiden pipoyu yapıldığı haliyle kabul etmek gerektiğini sanırdım,” dedi. “Bir pipoda her şeyi beğensem bile kötü içimliyse ya satardım ya da takas ederdim. Şimdi ise biraz oynuyorum, çoğu zaman da sorunu çözebiliyor ve gerçekten keyifle içebiliyorum.”
Ama işte bu “biraz oynamak” fikri, birçok sıkı koleksiyoncuyu deli ediyor. Onlar piponun ne olursa olsun orijinal haliyle kalmasını istiyor.
Sonuçta, Ed hala geleneksel koleksiyoncu tarafında yer alıyor. Bana “tinkerer”lardan nefret ettiğini söyledi; yani orijinal pipoyu, yapımcı ustanın uzmanlığına sahip olmadan değiştirenlerden.Pipo ustasından daha iyi bildiğini sanan amatörler yüzünden mahvolmuş birçok güzel pipo gördüm.Aynı şey pipoları cilalamak için de geçerli. Nasıl olup da birinin piponun üzerindeki işaretleri silecek kadar dikkatsiz olabileceğini aklım almıyor, ama sürekli görüyoruz. Neredeyse her durumda, damga silinmişse ya da yok olmuşsa, bunun sebebi birinin cilalama makinesinde dikkatsizce çalışmasıdır.”
Ed, bir pipoyu satın almak için ne kadar hevesli olduğunu, ama üzerindeki damganın silik olduğunu gördüğünde vazgeçtiği pek çok anıyı anlattı. “Çek defterimi cebime geri koyup pipoyu masaya bıraktım,” dedi.
“Sayamayacağım kadar çok kez başıma geldi,” dedi. Ayrıca biliyoruz ki, koleksiyonluk pipolar üzerindeki damgalar silikleşmişse ya da orijinal ağızlıklarını kaybetmişlerse, fiyatları %80’e varan oranlarda düşebiliyor.
Geleneksel koleksiyoncuların mantığını anlamak için, Bob Palermo’nun Rich Esserman’a gönderdiği ve The Pipe Smoker’s Ephemeris dergisinin 2003 Kış-Bahar sayısında yayımlanan etkileyici e-postasından alıntı yapmak istiyorum:
“Pipo koleksiyonu sadece iyi bir içim elde etmekle ilgili değildir; tıpkı cep saati koleksiyonculuğunun sadece zamanı öğrenmekle, ya da gitar koleksiyonculuğunun sadece müzik çalmakla ilgili olmaması gibi. Koleksiyonluk pipolar bizim sanat eserlerimizdir; müze parçalarımız, Rembrandt tablolarımız gibidir. Bu yüzden, hobimizin tarihindeki en değerli örnekleri temsil eden pipolar korunmalı ve olduğu haliyle kullanılmalıdır. Aslında bu anlayış, yerine konması mümkün olmayan her pipo için geçerlidir.
İşte iki tip koleksiyoncu — ben ve yakın dostum Ed Lehman. Tek ortak noktamız, pipolarımıza olan tutkumuz.
Bu makaleyi yazarken John Weidemann ile bir sohbetim oldu. John, kariyerinin büyük bölümünü antikacı olarak geçirmiş bir pipo yapımcısıdır. John bana şunu söyledi: geleneksel koleksiyoncular söz konusu olduğunda — hangi alan olursa olsun — neredeyse hepsi aynı tanıma uyar:
Rich Esserman şöyle demişti:
“Eğer nadir bir eski pipo bulursanız, çok dikkatli bir temizliğin dışında ona dokunmamalısınız,” dedi John. “Koleksiyoncular, eşyaları orijinal halleriyle satın almak konusunda oldukça takıntılıdır. Mustang araba koleksiyoncularından, orijinal boyanın solmuş ya da dökülmüş olsa bile dokunulmadan bırakılmasında ısrar edenler olduğunu duydum.”
Dunhill’in Londra’daki mağazasını birkaç yıl önce ziyaret ettiğimi hatırlıyorum. Bir vitrinde bazı eski pipolar sergiliyorlardı. Hepsi oldukça fazla içilmişti ve bana göre oldukça kirli görünüyorlardı. Mağazada bir Dunhill pipo ustası görevliydi ve elinde cilalama makinesiyle müşterilerin pipolarını parlatıyor ve soruları yanıtlıyordu. Ben de sordum:
“Neden bu eski pipoları temizlemiyorsunuz? Oldukça bakımsız görünüyorlar. Kalıntıyı ince bir karbon tabakasına indirebilir, sap ve gövdeden kaynar alkol geçirebilir, haznelerin dışını yeniden boyayabilir ve ağızlıkları ışıl ışıl hale getirebilirsiniz.”
Sykes Wilford (www.smokingpipes.com), profesyonel olarak yenilenmiş özellikle eski Dunhill pipoları olmak üzere inanılmaz sayıda “estate pipe” satıyor. Amacı, pipoları temiz ve cazip hale getirmek; ancak bunu yaparken üzerlerindeki damgalara dokunmadan veya pipolarda hiçbir değişiklik yapmadan gerçekleştirmektir.
“Evet, yapabilirdik,” dedi. “Ama bunu yaparsak müze parçalarımız olmazdı.”
“Peki neden onları ilk yapıldıkları zamanki gibi göstermeye çalışmıyorsunuz da, 20 yıl kullanıldıktan sonraki halleri gibi koruyorsunuz?” diye sordum. Bir vitrindeki pipoyu işaret ederek, “Diyelim ki bu pipo 1920’de üretildi ve 1940’a kadar kullanıldı. Siz şu an pipoyu son içildiği zamanki haliyle koruyorsunuz, oysa aslında onun 1920’de mağaza rafındaykenki halini yansıtması gerekir,” dedim.
“Doğru,” dedi. “Ama bunun sebebi bunların müze parçası olması. Belki pipoyu eve götürüp içmeme izin verilseydi, sizin önerdiğiniz gibi yapardım.”
Dunhill pipo ustası çok nazik ve usta bir zanaatkardı. Keyifli bir sohbetimiz oldu, fakat bana “Nerelisiniz?” diye sorduğunda, “Los Angeles” diye yanıt verdim. O an onun aklından “Hollywood” geçtiğini hissettim; her şeyin, koleksiyonluk pipolar da dahil, bir tür hayal ürünü olduğu bir yer. Muhtemelen o eski Dunhill piposunu alıp maviye boyamak istediğimi düşünmüştür!
Ama kaçımız pipoları müzelerde sergilemek için topluyoruz? Pek azımız. Fakat hepimizin içmeye kıyamadığı pipoları vardır. Örneğin Philadelphia’dan pipo koleksiyoncusu Rob Cooper. Eski pipoları temizleme konusunda uzmandır. Daha kolay bir çekiş elde etmek için matkapla delik açmaktan çekinmez, boyama, cilalama ve yeniden kazıma işlerinde de çok yeteneklidir. Ancak koleksiyonunda asla dokunmadığı, içmeyi bile düşünmediği bazı pipoları vardır. Bunlar genellikle çok nadir, yüksek kaliteli Danimarka pipolarıdır. Rob, bu pipoları sergilemeyi tercih eder, bazen de koleksiyonunu geliştirmek için satar ya da takas eder. “Bazen onları tekrar satın alırım,” dedi.
Ona bazı pipolarını neden içmediği sorulduğunda Rob şöyle yanıtladı:
“Ona bazı pipolarını neden içmediği sorulduğunda Rob şöyle cevap verdi:
‘Benim koleksiyonumun özünü, üzerinde Made in Copenhagen damgası bulunan Larsen düz damarlı pipolar oluşturuyor. Bu pipolar 1950’lerin sonlarından 1960’ların ortalarına kadar üretildi.Neden onları içerek değerlerini bir ya da iki kademe düşüreyim ki? Zaten içmek için elimde birçok iyi pipo var,” dedi Rob.
Rob’un bakış açısını kesinlikle anlıyor ve saygı duyuyorum, ama tamamen katıldığımı söyleyemem. Ben bir pipoya 20, 100 ya da 1000 dolar harcarsam, bunu sadece içmek için yaparım — başka hiçbir sebep için değil. Eğer elimde Pablo Casals’ın kullandığı gibi bir Charatan Summa Cum Laude olsaydı, onu düzenli olarak yakar ve keyifle kullanırdım.
Marty Pulvers’ın yıllar önce yazdığı gibi, eğer amacınız yatırım yapmaksa, Merrill Lynch’e gidin (ya da mükemmel bir borsacı olan Rob Cooper’a!). Ben de Marty gibi ideal bir içim peşindeyim. Amacım, her fırsat bulduğumda 20 ile 90 dakika arasında tatmin edici ve rahatlatıcı bir içim deneyimi yaşamak. İçtiğim her piponun harika olmasını isterim. Yıllar boyunca sahip olduğum pipolar arasında, yaklaşık 75 tanesi her seferinde mükemmel bir deneyim yaşattı. Bunlar, Jess Chonowitsch, Ivarsson ailesi, S. Bang, Bo Nordh, Paul Perri, Bertram, Dunhill, Barling, Peterson, Ser Jacopo, JHW, Savinelli, Brebbia, Sasieni, Comoy, Charatan, Ashton, Upshall ve daha pek çok usta tarafından yapılmıştı.
Favori pipolarımdan bazıları Los Angeles’tan Tony Rodriguez’in eserleriydi. Tony on yıldan fazla bir süredir pipo yapıyor, Lars Ivarsson ve Jess Chonowitsch’ten eğitim almış. Tüm briarlarını Jess ve Bo Nordh’tan temin ediyor. Tony’nin pipoları, markası çok bilinmese de içim kalitesi mükemmel olan pipoların en güzel örneklerinden. “Şimdiye kadar içtiğim en iyi pipolar kadar iyiler,” diyor caz müzisyeni ve besteci Lalo Schifrin. Tony’nin pipolarının en büyük avantajlarından biri, tam da benim sevdiğim şekilde açılmış olmaları.
Çoğu zaman marka pipolarımı kendi zevkime göre değiştirtmişimdir. Bu, Jess Chonowitsch, Tony Rodriguez, Jim Cooke, Rich Lewis veya Howard Schulte gibi işini imzasıyla taçlandıran bağımsız ustaların yaptığı yeni ağızlıkları da kapsar. Fabrikada çalışan ve akşam beşte işten çıkıp kız arkadaşıyla buluşmaya giden bir işçinin yaptığı alelade işlerden farklıdır. Örneğin, piponun üst kısmının hafif yuvarlatılması, böylece keskin kenarların parmağımı kesmemesi gibi küçük ama önemli dokunuşlar. Ayrıca hava deliğinin yeniden delinmesini, böylece açık ve kolay bir çekiş sağlamasını da kapsıyor. Eski pipolarda, Jim Benjamin orijinal boyanın solduğunu düşünür ve yeniden boyamak isterse, ben her zaman “evet” derim. Pipolarımın hepsinin güzel görünmesini istiyorum — bana göre güzel — ve tam da benim sevdiğim şekilde içilmesini istiyorum. Bunların hiçbirinin, bir pipodaki damga ya da işaretleme ile ilgisi yok; bunun neden bu kadar önemli sayıldığını hiçbir zaman anlayamadım.
Bu benim favori pipolarımdan biri. Hiçbir işaretleme yok — sadece muhteşem bir damarlı desen.
Geleneksel sıkı koleksiyoncular için bunun küfür gibi görünebileceğini biliyorum! Ama ben bundan hoşlanıyorum. Ben en iyi ustaları, en kaliteli malzemeleri kullananları bulmaya çalışıyorum ki en iyi pipoları yapsınlar. Daha sonra, benim zevkime göre değiştirilmesi gerekiyorsa, onlara değişiklik yaptırıyorum. Ben bir pipo koleksiyoncusuyum çünkü bir pipo içicisiyim ve başka hiçbir nedenle değil.
Üç tür pipo koleksiyoneri: Solda, Mission Impossible film müziği ve yüzlerce popüler müzik eseri bestecisi Lalo Schifrin; ortada ben; sağda ise efsanevi pipo ustası Jess Chonowitsch.
Pipo koleksiyonu, madeni para, pul, sanat eseri, beyzbol kartı veya toplanan diğer pek çok nesneden oldukça farklıdır. Pipo koleksiyonunu benzersiz kılan şey, yalnızca ürünü kullanmamız değil; onu içmemiz, elimizde tutmamız, ağzımıza koymamız, tekrar tekrar ona dönmemiz, her ay saatlerce yıllarca — belki onlarca yıl, hatta belki bir ömür boyu — vakit geçirmemizdir. Eğer bu kadar çok zamanımı küçük bir ahşap içim aracından zevk almak için harcayacaksam, o zaman bu pipo tam olarak, kesinlikle, yüzde yüz benim istediğim gibi olmalı — koleksiyonculuğun geleneksel kuralları ne derse desin.
Üzgünüm ama ben bu kuralları unutmanızı söylüyorum. Kendi kurallarınızı oluşturun. Pipolarınızı zevkinize göre değiştirmelisiniz; tıpkı kıyafetlerinizi vücudunuza göre terziye uydurmanız ya da yemeğinizi damak tadınıza göre hazırlatmanız gibi ya da kişiliğine uygun hale getirilmesini istediğin yüzlerce şey gibi. Sana neyi beğenmen gerektiğini söyleyen katı kuralcılardan çekinme.
Bir düşün: İlk kez pipo içmeye başladığında, seni buna ne yönlendirdi? Ve bugün bu hobiyi sürdürmene neden olan sebepler neler?
Çünkü sen bunu bitmeyen bir keyif ve rahatlama kaynağı, stresin panzehiri, modern dünyanın baskılarından bir kaçış yolu, aynı anda huzur, heyecan, tatmin, uyarım, memnuniyet ve dinginlik sağlayan tatmin edici bir hobi olarak görüyorsun, değil mi?
Eğer cevabın evetse, o zaman pipolarını toplarken ve bu hobiyi yaşarken kendi yolunu seçmekten başka çaren yok. Ve bu, pipolarını kendi zevkine göre değiştirmeyi gerektiriyorsa, öyle yap; sana keyifli içimler diliyorum.






Comments
Post a Comment