Skip to main content

In Search of Pipe Dreams#19- Türkçe Kaynaklara Katkı

 ALMANYA: HARİKA PİPOLAR İÇİN BİR ALTIN MADENİ

2002 yazında Almanya’ya yaptığım yolculuk öylesine keyifliydi ve o kadar çok şey öğrendim ki, Frankfurt’tan Los Angeles’a dönerken uzun uçuş sırasında bunu ayrıntılarıyla yazma gereği duydum. Özellikle Rainer Barbi’nin de gelecekte pipolarını daha fazla tanıtma konusunda  görüşlerimi paylaşması beni çok cesaretlendirdi. Bu makale 2003’te The Pipe Smoker’s Ephemeris’te yayımlandı.

Pipo koleksiyonu harika bir hobi çünkü bilgi arayışımızda gidebileceğimiz yerlerin bir sınırı yok. Kendi kurallarımızı, kendi ilgi alanlarımızı ve uzmanlaşmak istediğimiz sahaları biz belirleyebiliyoruz.

Uzun yıllardır, bireysel ustalar tarafından el yapımı en üst kalite pipolar konusunda uzmanlaşmaya çalışıyorum. Bana göre, bunlar dünyadaki en güzel pipolar ve olağanüstü içim özelliklerine sahipler.

Bu arayışım beni kaçınılmaz olarak “The Great Danes” (Büyük Danimarkalılar) olarak bilinen Sixten ve Lars Ivarsson, Jess Chonowitsch, S. Bang ve Bo Nordh gibi ustaların yaptığı pipolara yöneltti. Onların pipoları benim ölçütlerime göre açıldığında, tarihin en iyileri arasında olduklarını defalarca yazılarımda dile getirdim.

Ayrıca Almanya’da da çok üstün nitelikli, en yüksek kalite pipolarda uzmanlaşmış ustalar var ve ben bunlardan üçünü ziyaret ettim.


2002 yazında Wolfgang Becker, Karl Heinz Joura ve Rainer Barbi ile tanıştım. Onların pipoları da dünyanın en iyileri arasında kabul ediliyor,  hem de haklı sebeplerle.

Üçüyle de 2002 Chicago Pipe Show’da tanıştım. Chicago’daki bu fuarı sevmemin en önemli sebeplerinden biri de uluslararası bir karaktere sahip olmasıdır. Güne İtalyanlarla kahvaltı ederek başlayabilir, ardından öğle yemeğini Danimarkalı, İrlandalı veya Japon pipo ustalarıyla yiyebilir, akşamı ise İngiliz veya Alman pipo ustaları ya da pipo dükkanı sahipleriyle geçirerek bitirebilirsiniz. Dünyanın dört bir yanından pipo insanlarıyla dolu inanılmaz bir ortam.

Ayrıca en iyi Amerikan pipo ustalarının ve dükkan temsilcilerinin çoğu da bu fuara katılır. Frank Burla ve Mike Reschke her yıl harika bir iş çıkarır.

Barbi, Becker ve Joura dışında da birçok büyük Alman pipo ustası vardır, fakat ben o yaz Ağustos ayında yaptığım Almanya seyahatinde sadece bu üçüyle görüşmeye vakit bulabildim.

Eşim Carole ile Los Angeles’tan New York’taki Kennedy Havaalanı’na, oradan da İzlanda Reykjavik’e uçtuk. Üç günü gezerek, dinlenerek ve kalabalıklardan olabildiğince uzak kalarak geçirdik. Bence pipo içicisinin ruhunda, çoğu insandan daha fazla  belki de her zaman değilse bile en azından arada bir  huzur ve sessizlik arayışı var. Bu, yoğun günlük hayatın hengamesinden kaçış için bir ihtiyaç.

Chuck Stanion, Pipes and tobaccos dergisinde bir keresinde şunu söylemişti: Pek çok pipo ustası ıssız yerlerde yaşar ve çalışır; onları bulmak genellikle zordur. Bunun nedenini merak etmişti. Bence sebep şu: Yalnız kalma arzusu, yoğun bir konsantrasyonun yanı sıra dingin bir düşünme zamanı sağlayabilmek için gerekli.

Benzer şekilde, yalnız kalmak isteyen birçok pipo koleksiyoneri bana, günümüzde uçmaktan nefret ettiklerini söyledi. Havaalanlarındaki güvenlik çok sıkıdır ve en değerli pipolarının yüzlerce yolcunun önünde bir görevlinin masasının üzerine bırakılma ihtimali onları korkutur.


Öncelikle, metal tütün kutularını yanımda taşımıyorum; onları evde bırakmayı ya da valizime koymayı tercih ediyorum.

İkincisi, birkaç yıl önce New York Pipe Show’da aldığım bir iş gömleğini giymeye çalışıyorum. Çünkü göğüs cebinde pipo içen Sherlock Holmes’un bir resmi var. Bu gömlekleri yaptığı için Boston Pipe Club’a minnettarım. En az üç kez, el bagajımda neden pipolar olduğunu açıklamanın kısayolu olarak bu resmi göstermek zorunda kaldım. Her seferinde işe yaradı. Güvenlik görevlisi genellikle gülümseyip “Ah, anladım. Bu gerçekten ilginçmiş… Sıradaki ” der ve ben de yoluma devam ederim.

Üçüncüsü, eğer Holmes gömleğiniz yoksa, neden bir pipo dergisi taşımıyorsunuz ki? Gerekirse resimleri işaret edebilirsiniz. Ayrıca, uçakta okuyacak ilginç yazılar da bulabilirsiniz.

Son olarak, tüm çakmakları, pipo aletlerini ve metal içerebilecek diğer her şeyi valizime koyarım,  el bagajıma değil. Çünkü önceki üç kontrolde sorun çıkaran eşyalar bunlardı.

Dr. George Amrom, bütün pipolarınızı ayrı bir çantaya koymanızı ve başka hiçbir şey eklememenizi tavsiye ediyor. Bunu birkaç kez denedim ve çanta her seferinde güvenlik cihazından sorunsuz geçti; kimse çantayı açma ihtiyacı duymadı. Harika bir öneri!

Almanya’daki ilk buluşmam Wolfgang Becker ve eşi Gitta ile oldu, Frankfurt’ta. Düsseldorf yakınlarında yaşıyorlardı, Frankfurt’a arabayla birkaç saatlik mesafedeydiler. Sırf bizimle görüşmek için böyle uzun bir yol katetmeleri beni çok onurlandırdı. Carole ve ben, Wolfgang ile Gitta’yı açık havada, geleneksel Alman yemekleri servis eden bir kafeye götürdük. Wolfgang ile ben Wiener schnitzel söyledik.

Wolfgang’dan büyük kaseli kısa bir pipo satın aldım. Bu pipoyu, buluşmamızdan önce e-posta ile sipariş etmiştim.

Wolfgang 1987’den beri pipo yapıyor ama 90’ların ortalarına kadar bir mühendislik firmasında teknik ressam olarak çalışıyordu. O dönemde işini bırakıp tam zamanlı pipo ustası oldu. Evinde, bodrum katındaki atölyesinde günde yaklaşık 10 saat çalışıyor. Onu izlediğinizde, pipo yapımının her aşamasına kendini tamamen kaptırmış biri izlenimini veriyor.

Wolfgang Becker, eşi Gitta ile birlikte Frankfurt’ta bir kaldırım kafesinde.

Örneğin, bana İngilizcesini geliştirmek istediğini söylediğinde, pipolarını yaparken İngilizce dil kasetleri dinlemesini önerdim. Fakat o hemen geri çekildi:

“Pipoya olan konsantrasyonumu kaybederim,” dedi.

Wolfgang, amacını en üst düzeyde hassasiyet olarak belirlemiş bir mükemmeliyetçi. Onun rol modeli Lars Ivarsson.
“Lars, bir pipo ustasının ulaşabileceği mükemmelliğe en yakın kişidir,” dedi Wolfgang. “Onun yaratıcı formları, kusursuz işçiliğiyle birleştiğinde pipolarını bambaşka bir sınıfa taşıyor.”

Wolfgang kısa süre önce Danimarka’da Lars’ın evinde birkaç gün geçirdiğini ve orada muazzam şeyler öğrendiğini söyledi.
“Lars’ın çalışmasını izlemek bile ilham vericiydi,” dedi.

Wolfgang’a, pipolarının biçimlerinin Lars’ın pipolarına fazla benzemesinden endişe duyup duymadığını sordum. O da kendi tarzını geliştirmek için çalıştığını söyledi.

Wolfgang’dan aldığım kısa pipo, büyük kaseli bir billiard ya da apple olarak tanımlanabilir. Pipo, parlak kırmızımsı-turuncu bitişe sahip kusursuz bir straight grain. Ayrıca ağızlığının ucunda beyaz bir fildişi halka bulunuyor. Toplantımızdan önceki isteğim üzerine Wolfgang, pipoyu tam istediğim şekilde açmıştı. Pipoda tek bir kum oyuğu vardı ve bu açıkça görünüyordu; çünkü Wolfgang kusurları gizlemeyi reddediyor. Bana, pipolarında asla macun dolgusu bulamayacağınızı söyledi.

Harika bir akşam yemeğinden sonra vedalaşıyorduk.


“Eğer pipoda gizlenmesi gereken bir kusur varsa, onu çöpe atarım,” dedi.

50 yaşındaki Wolfgang yılda yaklaşık 80 pipo yapıyor ve Amerika’daki dağıtımını Marty Pulvers üstleniyor. Pipolarının fiyatı şimdilik 250 ila 1000 dolar arasında değişiyor. Ben, pipoları daha iyi tanındıkça fiyatların artacağını düşünüyorum. Wolfgang, bulabildiği en iyi İtalyan briar’ını kullanıyor ve ağızlıklarının hepsi el yapımı vulkanitten üretiliyor.

Wolfgang ve Gitta, bizimle akşam yemeğinde buluştuklarında 25. evlilik yıldönümlerini kutlamak üzereydiler. 2003 Chicago Pipe Show’a katılacaklardı. Gitta’nın İngilizcesi oldukça iyi ve kendisi çok samimi biriydi. Dolayısıyla, eğer o fuara gitmeyi düşünüyorsanız, mutlaka gidip kendinizi tanıtın ve Wolfgang Becker’in olağanüstü pipolarını görün.

Bir sonraki durağım Almanya’nın Bremen şehriydi. Orada Karl Heinz Joura’nın evinde bir gece kaldım. Karl, yani “Karlo”, beni tren istasyonunda bir arkadaşıyla karşıladı. Arkadaşı tercümanlık yapacaktı ve aynı zamanda Amerikalıların çılgın pipo koleksiyonu merakını eğlenerek öğrenmek istiyordu.

Beni bisikletle karşılamaları beni oldukça şaşırttı. Carole’un, hafif seyahat etmemiz konusundaki ısrarı için ona minnettar kaldım.

Bu arada, Carole ve ben iki günlüğüne ayrılmaya karar vermiştik. O kendi başına biraz gezip görsün, ben de pipo ziyaretlerimi yapayım diye. Sonra Viyana’da tekrar buluşacaktık. Carole, pipo koleksiyonculuğuna olan tutkumla barışık ama Avrupa tatilinde iki tam günü buna feda etme fikrine fazla dayanamazdı.

Valizimizi Karlo’nun bisikletinin arkasına koyduk (nasıl sığdığına dair hiçbir fikrim yok) ve pipolarla dolu evrak çantamı da arkadaşının bisikletine yerleştirdik. Hep birlikte Karlo’nun evine, üç blok öteye yürüdük. Ev devasa büyüklükteydi.

Ev 1910’da inşa edilmişti ve duvarları inanılmaz derecede kalındı, tam anlamıyla sağlamdı. Bremen’in tam merkezinde bulunuyordu. Amerika’da olsa büyük şehir brownstone evlerinden biri olarak tanımlanırdı.

Bisikletleri yürütürken Karlo, evinde hayatı hakkında belgesel çekimi yapan bir televizyon ekibi olduğunu anlattı. Eve vardığımızda, yapımcı bana program için röportaj yapmayı kabul edip etmeyeceğimi sordu.

“Hiç sorun değil,” dedim. İçimden de Hannover’da birini tanıyıp tanımadığımı merak ediyordum; çünkü bu bir saatlik belgesel önümüzdeki Aralık ya da Ocak ayında orada yayınlanacaktı.

“Amerika’da bu kadar çok tütün karşıtı mesaj varken sizin buraya gelmiş olmanız gerçekten dikkat çekici,” dedi muhabir. “Pipo içmeye aniden bir ilgi mi doğdu?”

“Belki,” dedim. “Kesinlikle yüksek kalite pipolara ilgi var ; yani dünyanın en iyileri olarak kabul edilenlere.”

“Karl Heinz Joura dünyanın en iyisi mi?” diye sordu muhabir.

“Dünya Kupası ya da World Series kazanmak gibi bir ‘en iyi’ yoktur,” dedim. “Bu daha çok klasik müzik gibidir…”

Beethoven’ın Bach’tan “daha iyi” olduğunu ya da tam tersini söyleyemezsiniz. Yıllar boyunca yüzlerce dahice besteci olmuştur ve bunların belki de on kadarı geri kalanların çok üzerinde yer almıştır. Dünyanın dört bir yanından birçok pipo koleksiyoneri Karl Heinz Joura’yı işte bu sınıfa dahil ederdi.

Karl Heinz Joura, memleketi Bremen, Almanya’da.



Karlo’nun kişisel hikayesi gerçekten ilginçtir. 19 yaşında, şampiyon bir dalgıçken ve 1961’de Doğu Alman Olimpiyat takımına hazırlanırken Batı Almanya’ya iltica etti.

Harika bir atlet olduğu için Batı Almanya’daki okullarda beden eğitimi dersleri verdi. Pek çok öğretmeninin pipo içtiğini fark etti ve makinelerle uğraşmayı, elleriyle çalışmayı sevdiğinden, pipo yapmayı denemeye karar verdi. Kısa sürede pipoları çok popüler hale geldi, bu yüzden onları satmaya başladı ve hayatını pipo yapımına adayabileceğini anladı.

Karlo tutkulu bir insandır ve bu tutku pipolarının güzel şekillerine ve renklerine yansır. Birçoğu kırmızı ve kırmızımsı turuncu renktedir, şekilleri klasik olsa da Karlo’nun kendine özgü dokunuşlarıyla farklılaşır. Örneğin, elma formu yuvarlaktır ama hafifçe asimetriktir, bu da onun dramatik ve sanatsal yönünü yansıtır.

Üretimin son aşamalarında birkaç Joura piposu.

Bazı eleştirmenlerin, onun ayrıntılara diğer büyük pipo ustaları kadar dikkat etmediğinden şikâyet ettiğini duydum…

Onun klasik şekillerinin mükemmel olmadığını söyleyenler var ve bu doğru olabilir;  ama aynı zamanda pipolarını özel kılan şey de budur. Tasarımlarındaki zarafet, pipolarını tamamen benzersiz kılar ve pipoları inanılmaz derecede keyifli içim sunar.


Bir Avrupalı koleksiyoncu bana şöyle demişti: “Bo Nordh pipolarını hayran olmak için alırım, ama Joura pipolarını içmek için alırım.” Benim için ise her iki ustanın pipoları da hem hayranlık uyandırmak hem de içmek için alınır.

40 muhteşem parça arasından birkaç güzel pipo -biri eğri, biri düz- seçtim. Yılda yaklaşık 200 pipo yapan Karlo’nun normalde bu kadar çok pipoyu elinde bulundurması alışılmış değildi. Ancak üç sebep onu stok yapmaya yöneltmişti: TV belgeseli için iyi bir koleksiyon sergilemek istemesi, ertesi gün Köln’e gidip Peter Heinrich’in “10.000 Pipo Evi”ne 20 pipo teslim etmeye hazırlanması ve Dortmund’daki yıllık pipo fuarına hazırlanıyor olması.

Aldığım pipolardan biri Alman pazarı için yapılmış 9 milimetrelik filtreye sahipti. Bu yüzden atölyeye indik ve filtrenin yerine oturan küçük bir vulkanit adaptör bulduk. Bu adaptör, yeni bir ağızlık yapmaya gerek kalmadan pipoyu olabildiğince normal hale getiriyordu. Ayrıca, Karlo’nun pipolarının iç kısmı bana fazla dar geldiği için aldığım pipoları açtık.


Karlo’nun sevimli iki çocuğu, 12 yaşındaki kızı Coco ve 8 yaşındaki oğlu Fabian ile anneleri Chini ile tanıştım. Hep birlikte tipik Alman yemeklerinden oluşan bir barbekü şöleni yaptık: sosis, domuz pirzolası, biftek ve salata.

Akşam yemeğinden sonra çocuklarla birlikte bisikletlere binerek Bremen turuna çıktık. Onlar bana küçük bir gezi yaptırdılar; köyün ortasındaki eski aile evini gösterdiler ve Karlo’nun atölyesinin büyük pencerelerle caddeye baktığı yeri gezdirdiler. Yoldan geçen yayalar, içeride çalışan bir pipo ustasını görebiliyordu.

Eve döndüğümüzde bisikletleri arka bahçeye park ettik. Orada yedi ya da sekiz bisiklet vardı ve koridor boyunca yarım düzine kadar eski model bisiklet daha dikkatimi çekti.

Evin içindeki duvar boyunca dizili olan bisikletler koleksiyon parçalarıydı. Karlo, 1920’lerden kalma bir İngiliz bisikletini ve yüzyıl dönümünden birkaç modeli gösterdi.

Karlo ve ben gece geç saatlere kadar oturup pipolar hakkında konuştuk. Yanımızda arkadaşı Regina Neubert vardı ve mükemmel çeviri desteği sağladı. Ben, Chicago’da Karlo’dan aldığım Korsika briarından yapılmış hafif eğimli bir Joura piposunu içtim ve Karlo onun aldığı renkten çok memnun oldu. Pipolarının üzerinde Sardinya briarı için bir yaprak, Korsika briarı için bir yıldız damgası bulunuyordu. Ayrıca tüm ağızlıklarını en kaliteli vulkanitten kendi eliyle kesiyordu.

Karlo’ya farklı pipo ustaları hakkındaki düşüncelerini sordum. Her zaman kendi yolunu çizdiğini ve diğerlerine fazla dikkat etmediğini söyledi. 1960’lar ve 70’lerden bazı eski Charatan pipolarını sevdiğini belirtti. Ayrıca Bo Nordh ve Jess Chonowitsch’ten etkilendiğini ve Chicago Pipe Show’da Jess ile konuşmaktan keyif aldığını söyledi.

“Chonowitsch çok dostça biriydi, pipoları da gerçekten çok iyi yapılmış,” dedi. “Bo Nordh’a gelince, ziyaret ettiğim tek pipo ustası odur ; çünkü Bo ve ben ikimiz de makine yapımında iyiyiz, ve ben de makinelerini görmek istedim.”

Bo Nordh’un pipoları hakkında ise, onları beğendiğini ama sadece birkaç pipo üzerinde iki üç ay çalışmayı anlayamadığını söyledi. “O inanılmaz bir mükemmeliyetçi , neredeyse fazla bile. Ama sonuçlar ortada, gerçekten çok güzel. Pipoları bir pipo rafından çok bir müzeye ait,” dedi.

Karlo’ya geleceğe dair planlarını sordum. Felsefi bir şekilde yanıt verdi: Neredeyse 30 yıl boyunca pipo yapmasına rağmen hala bu işe tutkuyla bağlı olduğunu söyledi.

“Yaptığım işten keyif almam lazım,” dedi. “Pipo yapmayı seviyorum. Bu iş tatmin edici. Hayatta mutluluğu bulmalısınız  yoksa neden uğraşasınız ki?”

“Şimdi 60 yaşındayım ve süresiz olarak pipo yapmaya devam etmeyi planlıyorum. Artık geçmişe göre çok daha fazla deneyimim ve becerim var. Bu yüzden daha az ama daha yüksek kalitede pipo yapmayı düşünüyorum,” diye ekledi.

Karlo’nun pipoları yalnızca ara sıra Amerika Birleşik Devletleri’nde satıldı, ancak kısa süre önce Marty Pulvers ve Dave Field ile bir anlaşma yaptı. Marty ve Dave’in isteği üzerine pipoları için bir derecelendirme sistemi hazırladığını, çünkü onların bunu fiyatlandırmada kılavuz olarak kullanmak istediklerini söyledi.

O gece o kadar geçe kadar konuştuk ki saat 2’yi geçmişti. Sonunda yatmaya karar verdik. Bir misafir odasında derin bir uykuya daldım, sabah 7’de kahvaltı için kahve, yoğurt, ekmek, peynir ve etlerle uyandırıldım. Birden kapı çaldı ve önceki günün televizyon ekibi kapıda belirdi, geç kaldıkları için özür dilediler. Karlo ile birlikte Köln’e gidip Peter Heinrich’in pipo dükkanında çekim yapacaklardı.

Karlo da geç kalmıştı; saatleri bir saat karıştırmış. Hızla kalktı, banyoya koştu, elektrikli tıraş makinesini birkaç saniye kullandı, bir gömlek giydi, çocuklara sarıldı ve hepinize elveda diyerek kapıdan çıktı.

Nedense, Karlo’yu evinde düşündüğümde aklıma Picasso geliyor. Onu atölyesinde, yani pipo atölyesinde sandalet ve şortla ama gömleksiz ya da tişörtle, ağzında sigara veya pipo ile hayal edebiliyorum; yeni şekiller tasarlarken ya da zımparalama, törpüleme, boyama ve cilalama yaparken.

Karlo’nun pipoları fiyat olarak geniş bir yelpazeye sahip: 500 dolardan 2.500 dolara kadar, ortalama ise 600 ila 800 dolar aralığında.

Bu noktada, eğer benim Marty Pulvers ve Dave Field’ın maaşlı çalışanı olduğumu düşünüyorsanız sizi suçlamam. Ama değilim. İlk tanıştığım iki Alman pipo ustasının şu anda Marty ve Dave tarafından temsil edilmesi tesadüf gibi görünebilir.

Ama tamamen tesadüf değil. Marty, Dave ve ben onlarca yıl boyunca dünyanın en kaliteli pipolarını bulmaya adadık. Onların öncelikli amacı iyi iş sebepleriydi; benim öncelikli amacım ise elimden geldiğince en iyi el yapımı pipo koleksiyonunu oluşturmak oldu.

Ayrıca, hepimiz pipolar hakkında olabildiğince çok şey öğrenmeye son derece meraklıyız.

Bir Joura şaheseri.

Karlo ile ilk kez Chicago’daki fuarda tanıştığımda, Amerika’da bir satış temsilcisi olmadığını öğrendim. Hemen Marty ile karşılaştım ve ona Joura pipolarını temsil etmesini tavsiye ettim. Hakkını vermek gerekirse, Marty zaten büyük bir hayranıydı ve bu öneriyi hemen benimsedi.

“Joura pipoları Amerika’da hızla tanınırlık kazanıyor,” dedi. “Bu pipolarla gelecekte büyük şeyler bekliyoruz.”

Karlo’nun tren istasyonuna doğru aceleyle gidişinden yaklaşık bir saat sonra, ben de Rainer Barbi’yi görmek için Hamburg trenine binmeye gittim.

Bremen’den Hamburg’a yolculuk yaklaşık bir saat sürüyor ve saat 10:20’de varmamız gerekiyordu. Saat 10:00 civarında, hızlı bir kahve almak için restoran vagonuna gitmeye karar verdim. Tezgaha yeni varmıştım ki tren yavaşlamaya başladı.

“Hamburg?!” diye panikle sordum. Sonuçta valizim üç vagon gerideki bir rafın üzerindeydi.

“Ya — Hamburg,” dedi tezgahın arkasındaki adam, ardından tam anlayamadığım başka bir şeyler mırıldandı.


Kahveye zaman yok,” dedim, valizimi almak için geri koşarken.

Tam zamanında yetişip çıkış kapısına koştum, trenden inen tek kişinin ben olduğumu fark etmeden. Hava 90 dereceydi, Ağustos nemiyle birlikte dayanılmaz derecede sıcaktı. Tren durduğunda dışarı çıktım, valizimi ve el çantamı kaldırarak indim, ter içindeydim ama başardığım için heyecanlıydım! Alman topraklarında oradan oraya sıçrayarak seyahat ediyordum ve şimdi ünlü pipo ustası Rainer Barbi’yi görecektim!

Dışarıya adım attığımda fark ettim ki peronda tamamen yalnızdım. Yapayalnız. Ve tren istasyondan çoktan ayrılıyordu.

Tabelada “Hamburg/Harburg” yazıyordu. O anda restoran görevlisinin mırıldandığı kelimenin bu olduğunu hatırladım. Etrafa bakındım ve kendimi Butch Cassidy and the Sundance Kid filmindeki, Butch ile Sundance’in Bolivya’da bir trenden indiği sahnede gibi hissettim; büyük bir macera beklerken karşıma yalnızca ıssız bir kırsal manzara çıkmıştı.

Çantalarımı alıp aşağıya indim, tren tüneline girdim ve önümde yürüyen genç bir adam gördüm.

“Affedersiniz,” dedim yüksek sesle ama nazik olmaya çalışarak, “İngilizce biliyor musunuz?”
“Biraz,” dedi.
“Burası Hamburg mu?” diye sordum.
“Burası Hamburg/Harburg. Siz Hamburg’un merkez istasyonuna mı gitmek istiyorsunuz?” dedi.
“Evet,” dedim.
“Peki, beni takip edin,” dedi. “Ben de oraya gidiyorum. Beş dakika içinde tren geliyor.”

Sonunda sadece 10 dakika gecikmiştim ve Rainer ile neredeyse hemen birbirimizi bulduk.

“Trende olmadığından endişelendim,” dedi, ekleyerek: “Seni bulamayacağım için tam gitmek üzereydim, çünkü sana ulaşmamın hiçbir yolu yoktu.”




Ben olanları açıkladım, birlikte iyi bir kahkaha attık  ve Hamburg şehir merkezinde bulunan, yüksek kalite pipolar satan Tesch mağazasına doğru yola çıktık. Mağazanın yöneticisi, kurucunun torunuydu.

Kurucunun torunu olan mağaza müdürü çok samimiydi ve ben de Amerika’da artık satılmayan Balkan Sobranie’den 50 gramlık beş paketlik bir set satın aldım.

Rainer ile birlikte Hamburg’da birbirine birkaç blok uzaklıkta bulunan iki pipo dükkanını daha ziyaret ettik, ardından ünlü Dan Pipe fabrikasını görmek için kırsala doğru yola çıktık.

Rainer beni iki yönetici ortak, Heiko Behrens ve Holger Frickert ile tanıştırdı. Onlar pipo sektörü konusunda oldukça iyimser ve umutluydular. Hatta birkaç kez toplantı için başka bir odaya gidip geri döndüler ve, “Şu anda Polonya’da bir pipo fabrikası satın alma sürecindeyiz,” dediler.


Dan Pipe’ta 12 yıldır çalışan Michael Apitz bize tütün fabrikasını gezdirdi. Ne eğlenceliydi! Daha önce hiç kesim makinesi için hazırlanmış 25 kiloluk dikdörtgen bloklar halinde vanilya aromalı tütün görmemiştim. Ya da dört ayak genişliğinde ve dört ayak yüksekliğinde Kıbrıs Latakya tütününe ellerimi daldırmamıştım.

Dan Pipe kendi tütün harmanlarının çoğunu üretiyor ve her yıl yayımladıkları kataloglar neredeyse sanat eseri gibi. Bu kataloglar sayesinde Amerika’da büyük bir takipçi kitlesi edinmişler. Ürünlerinin çoğu CAO gibi pipo mağazaları aracılığıyla dağıtılıyor, diğerleri ise doğrudan Dan Pipe’tan temin edilebiliyor.

Geçen Kasım ayında Hamburg yakınlarındaki Grashof olarak bilinen fabrikaları tamamen yandı. Ancak bu onları neredeyse hiç durdurmadı.
Geleceğe bakmak zorundasınız,” dedi Heiko yangınla ilgili soruma yanıt olarak.

Ben de Chicago’daki masama gelecek baharda yüzlerce Dan Pipe kataloğu gönderilmesini önerdim, çünkü onları ücretsiz dağıtabileceğimi söyledim. Heiko da bu fikri çok beğendiğini söyledi.

Ayrıca sevdiğim bir İngiliz harmanı olan Mountain Village Evening Standard tütününden ve Amerika’da bulamadığım, bozulmuş eski favorim Corona çakmağından da aldım.

Bu, Dan Pipe kataloğunda en sevdiğim kapaklardan biriydi.

Rainer ve ben ardından onun evine ve pipo atölyesine gittik. Hamburg’un yaklaşık 15 mil dışında, sessiz bir kır evinin ikinci katındaki geniş bir dairede yaşıyordu. Dairesi çok güzeldi; içinde oymalar, bebekler, çakmaklar, oyuncaklar, kağıt ağırlıkları, at figürleri ve bira ile ilgili her türlü eşya gibi birçok ilginç koleksiyon ürünü vardı. Ayrıca Rainer’in çok sevdiği siyah-beyaz üç kedisi vardı; bunlardan biri 22 yaşındaydı.

Gönderilmeye hazır yaklaşık bir düzine piposu vardı ve ben birkaç güzeli seçtim. Ardından evin yaklaşık 50 metre uzağındaki kırmızı tuğladan yapılmış atölyesine gittik.

Rainer, benim isteğim üzerine, yeni pipolarımın sap ve ağızlık kısmındaki duman deliğini daha geniş açtı. Ayrıca, bir piponun içinin ne kadar açık olması gerektiği konusuna oldukça ilgi duyuyordu.

“Daha geniş bir hava deliğini savunmakla önemli bir noktaya değiniyor olabilirsin,” dedi. “Bu konuyu uzun zamandır düşünüyorum, özellikle de bana attığın e-postalardan sonra. Fark ettim ki pipolar ve tütünler 60–70 yıl öncesine göre çok farklı, ama hava deliği hala aynı kaldı. Her şeyi değiştirdik; ama hava deliğini aynı bıraktık!”

“Eskiden pipolar genellikle daha küçüktü, tütün hazneleri de küçüktü, bu yüzden duman deliklerinin büyük olmasına gerek yoktu. Ayrıca, tütün çoğunlukla daha küçük pullar halinde geliyordu, bunlar kolay yanıyordu, bu yüzden 4,5 milimetrelik bir hava deliğine gerek yoktu.”

“Fakat şimdi, pipo hazneleri genellikle çok daha büyük ve pipolar da daha büyük. Çoğu tütün de şerit kesim halinde geliyor. Yine de eski hava deliği hiç değiştirilmedi. Teorik olarak, elbette daha büyük yapılmalı. Ama bu sadece bir teori. Ben kendi pipolarımda deney yapacağım ve sonucu sana bildireceğim.”

“Bence senin bu konuyu analiz etmiş olman ve neyi sevdiğini biliyor olman harika,” dedi. “Ayrıca ikinci bir teorim daha var: Muhtemelen sen ıslak içici olabilirsin.”

“Çoğu zaman öyleyim,” diye cevap verdim. “Bunu olmamaya çalıştım; dilimi tıkaç gibi kullanarak, yavaş içerek, pipoyu elimde tutarak…”


Elimle pipoyu tutmak, yavaşlamak gibi yöntemler denedim ama bazen yine de ıslak içici olduğumu fark ediyorum.

Rainer, nemin ve ısının ahşabı genişlettiğini açıkladı. Bu nedenle, sapın içindeki bruyere ağacı biraz kapanıyor ve pipoyu içerken hava deliği daha dar hale geliyor. Bu da birçok pipo içicisinin pipolarını kullanırken içinden temizleyici geçirme ihtiyacını açıklıyor.

54 yaşındaki Rainer, 30 yıldır pipo yapıyor. Yılda 150 ile 200 arasında pipo üretiyor ve hepsinde en kaliteli İtalyan bruyeresi kullanıyor. Ağızlıkları ise yumuşak vulkanitten, elde kesilerek yapılıyor ve üzerlerinde “RB” logosu bulunuyor.

“İlk tercihim beyaz nokta olurdu,” dedi. “Ama o zaten başkaları tarafından kullanılıyordu, bu yüzden baş harflerim ikinci en iyi seçenek oldu.”

Rainer’in pipoları, 1990’ların ortasında Michael Butera sayesinde Amerika Birleşik Devletleri’ne girdi. Rainer’in bir arkadaşı pipolarından bazılarını Houston’daki tütüncü Bob Gaddis’e götürdü. Bob da onları Mike’a gösterdi.

Rainer ve Mike birkaç ay boyunca faks yoluyla haberleştiler ve sonunda bir anlaşmaya vardılar. Rainer, Mike’a her yıl Amerika’da satılmak üzere 100’e kadar pipo gönderiyor ve hepsi hemen satılıyordu. 

1980’lerin ortasında, Rainer Amerikan pipo pazarına girmeyi denemişti. Fakat şaşkınlıkla, adını değiştirmediği sürece şansı olmayacağı söylendi. Ancak o kesinlikle bunu yapmayı reddetti.

“Bana Barbi pipolarının satılmayacağı söylendi, çünkü o sıralar manşetlerde Nazi Klaus Barbie ile ilgili haberler vardı. O kişiyle hiçbir akrabalığım yoktu. O İtalyan’dı, benim ailem ise Hugenot’tu. Ama yine de 10 yıl daha beklemek zorunda kaldım,” dedi. “Gerçi bu çok da önemli olmadı, çünkü pipolarıma olan talep her zaman arzdan daha fazla oldu. İnsanları hayal kırıklığına uğratıyor gibi hissediyorum çünkü yeterince pipo üretemiyorum.”


Rainer, 1970’lerin başında hukuk eğitimi alıyordu ve arada bir mola vermek için pipo dükkanlarını ziyaret ediyor, yüksek kalite pipoları inceliyordu.
“Onları o kadar çok istiyordum ki,” dedi. “Ama öğrenciydim, bu yüzden pahalı fiyatları karşılayamazdım.”

Rainer kendi başına pipo yapmaya başladı ve Kopenhag’daki eski Pipe Dan’in düzenlediği bir yarışmayı kazandı. O pipoyu hala saklıyor ve yaptığı sonraki 30 pipoyla birlikte dairesindeki bir rafta duruyor.

Barbi pipolarının fiyatları geniş bir aralıkta değişiyor: 340 dolardan 3.500 dolara kadar.
“Benim için önemli olan, güzel pipoları olabildiğince uygun fiyata sunabilmek,” dedi. “Yüksek kalite pipolar almak isteyen ama alamayan gençlerle kendimi özdeşleştiriyorum.”

Atölyede çalışırken telefon iki ya da üç kez çaldı, fakat Rainer telesekreterin açmasına izin verdi. Bir pipoyla çalışmaya başladığında tamamen kendini kaptırıyordu.

Rainer, oldukça özel olan uzun bir zımpara bandı kullanıyor. Bu, hem pipo gövdelerinin hem de ağızlıkların zımpara süresinden tasarruf sağlıyor ama ustalaşması son derece zor bir yöntem.

Ona hayranlık duyduğu başka pipo ustaları olup olmadığını sordum. Özellikle S. Bang pipolarını çok sevdiğini söyledi. Bunlar iki Danimarkalı, Ulf Noltensmeier ve Per Hansen tarafından yapılıyor.
“Pipoları çok güzel,” dedi. Ayrıca Eltang, Chonowitsch ve Bo Nordh gibi diğer ustaları da beğendiğini ekledi.

Atölyede birkaç saat geçirdikten sonra kırsalda bir restorana gittik. Orada geyik eti, kırmızı lahana, patates, Brüksel lahanası ve geleneksel Alman restoranlarında bulunan diğer yiyeceklerden oluşan bir ziyafet çektik.

Hava ılık ve güzeldi; yedik, içtik, dilediğimiz kadar pipo içtik. Rainer’a, Amerika’nın özgürlükler ülkesi olduğunu söyledim, tabii söz konusu akşam yemeğinden sonra bir restoranda piponun keyfini çıkarmak olunca bu özgürlük geçerli değildi!

Rainer, her yıl pipolar, pipo yapımı, bruyere ve ilgili konular hakkında çok sayıda konuşma yapmak için sık sık seyahat ediyor.

Her yıl 10 günlüğüne, hevesli pipo yapımcılarına yönelik iki günlük kurslar düzenleyerek her yaştan onlarca öğrenciye pipo yapımını öğretiyor. Öğrencilerinin çoğu erkek, fakat aralarında bazı kadınlar da olmuş.


Barbi piposunda güzel düz damar

Bilgisayarında okuldan bir dizi slayt gösterdi ve bu projeye ne kadar önem verdiğini açıkça görebiliyordum.

Sonra Rainer bana geçen yıl Alman televizyonunda yayımlanan bir programın kaydını izlettirdi. Bu program, o ülkenin “What’s My Line?” adlı yarışmasının karşılığıydı. Panelistlerin “pipo ustası” olduğunu tahmin etmeleri yaklaşık 10 dakika sürdü, ve sonunda doğru bildiklerinde program Rainer’ın pipo yaparken çekilmiş görüntülerini ekrana getirdi.

Tıpkı Karl Joura ile olan gecemiz gibi, Rainer ve ben de pipolar hakkında gece geç saatlere kadar sohbet ettik. O, yalnızca yapabileceğinin en iyisini yapmaya kararlı ve mümkün olduğu sürece pipo üretmeye devam etmek istiyor. Barbi pipoları mükemmel içim sunuyor ve dünya çapında kendisine bağlı bir müşteri kitlesi geliştirmiş durumda; buna ben de dahilim.

Saat 2’yi geçtiğinde hala konuşuyorduk. Ertesi sabah erkenden Viyana’ya uçmam gerektiğini biliyordum, bu yüzden beş saatten az uyuyacaktım. Ama hiç umurumda değildi, çünkü hem çok eğleniyor hem de çok şey öğreniyordum.

Ertesi sabah havaalanına giderken, Rainer Lars Ivarsson’un teorisini yineledi: şu anda deneyimlediğimiz pipo rönesansı aslında birçok kötü pipo ustasını da beraberinde getiriyor.

“Daha önce başaramayanlar, mobilya yapan, mağazada çalışan, resim yapan ya da başka işlerde uğraşanlar, şimdi birden bire pipo ustası oluyorlar,” dedi. “Bir de 1.500 dolara satılan bir pipo gören acemiler var; onlar da, ‘Bir pipoyu yapmak ne kadar zor olabilir ki? Ne güzel para kazanılır!’ diye düşünüyorlar. Ama bunlar uzun sürmez, garanti ederim.”

Vedalaştık ve ben Carole ile buluşmak için Viyana’ya uçtum. Avusturya’da geleneksel turistik gezilerin tadını çıkardık. Ertesi gün, dünyaca ünlü bir pipo mağazası olan Ostermann Pipes’ı ziyaret etmeden duramadım. Viyana’daki bu mağazanın harika bir web sitesi de var (www.pipes.at). Mağaza gerçekten muhteşemdi.

 Maszynski ve kızı, Eva.


Chicago Show’da Eva Abi-Fadel ve ailesiyle tanışmıştım. Mağaza onlara aitti, ama ne yazık ki Eva tatildeydi. Onun yerine annesi Felizitas Maszynski oradaydı; bana kahve ikram etti ve yüzlerce yüksek kaliteli pipo arasından seçim yapmamı sağladı. Dayanamayıp düz damarlı, inceltilmiş ağızlıklı bir S. Bang billiard piposunu aldım. 


Amerika’ya dönerken uçağın içinde bu satırları yazıyorum. İçimde sıcak bir mutluluk var; çünkü yeni pipolarımın tadını uzun yıllar çıkaracağımı biliyor, ayrıca üç olağanüstü Alman pipo ustasıyla arkadaşlık kurmuş olmaktan dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Her birinin kendine özgü bir tarzı var.

Rainer Barbi, West Coast Pipe and Cigar Expo’dan aldığı ödülle.

Comments

Popular posts from this blog

Dumanın İzinde: Virginia’nın Altın Yaprağının Kültürlerarası Hikâyesi

Merhaba pipo dostları , keyifler nasıl?   Bugünkü konumuz biraz derin… Sadece bir tütün harmanından değil, zamanın içinden geçen bir hissiyattan söz edeceğiz. Virginia tütünlerinin izini sürerken, geçmişle bugünün nasıl aynı dolumda buluştuğuna birlikte göz atacağız.   Bu hikaye de bizi yalnızca bir tütün türünün tarihine değil, aynı zamanda insanlığın ritüelleri, buluşları ve kültürel etkileşimleriyle örülü bir yolculuğa davet ediyor.Hadi başlayalım. Tütün, Amerika kıtasına özgü bir bitkidir. Arkeolojik bulgular, Meksika ve Peru’daki halkların onu binlerce yıl önce yetiştirdiğini ortaya koyar . Yerli halk, tütünü sigara içmek, çiğnemek ve enfiye yapmak gibi farklı şekillerde değerlendirmiş; hatta toz halindeki yaprakları solumak için Y biçiminde kamışlar ve kil pipolar icat etmiştir. Bu pipolar, törenlerde ve diplomatik görüşmelerde hediye olarak kullanılırdı. Virginia’daki Algonquinler süslü, dirsekli pipolardan hoşlanırdı.  Avrupalılar da zamanla bu yöntemi benimsedi....

Burley Tütünleri: Kimler İçin Uygun, Hangi Harmanlar Öne Çıkıyor?

  Merhaba dostlar,   Hayatın koşturmacası içinde biraz durup nefes alabildiğiniz, bir fincan çay ya da tütün eşliğinde kendinize vakit ayırabildiğiniz zamanlardasınız umarım.Bu yazıda sizlerle birlikte pipo dünyasının oldukça karakteristik bir tütün ailesi olan Burley üzerine konuşacağız. İçimi kimi zaman sade, kimi zaman sert bulunan Burley, hakkında çok farklı yorumlar yapılan bir tür. Kimileri için vazgeçilmez, kimileri içinse alışılması zaman alan bir tat… Bugün hem klasikleşmiş hem de denemeye değer Burley harmanlarına birlikte göz atacağız. İçlerinden bazılarını ben de henüz denemedim ama en kısa zamanda denemeyi planlıyorum. Yazının amacı ne övmek ne de yermek; tam tersine, Burley'yi tarafsız bir şekilde tanıtmak ve bu tütün türüne dair fikir edinmek isteyenlere bir rehber sunmak. Lafı fazla uzatmadan, hadi birlikte Burley tütünlerinin dünyasına bir yolculuk yapalım! Burley Tütünü Nedir? Doğal ve Sade Bir İçim Deneyimi Burley, pipo tütünü dünyasında sıkça karşılaşılan ...

Everything About Burley Tobacco: A Complete Guide from Past to Present

  Hello, fellow pipe friends, where did we leave off last time? Despite my busy schedule, I can’t give up sharing my passion for pipe smoking. For my fellow pipe enthusiasts in Turkey, I continue to research and share my findings so that we can all enjoy this delightful ritual more consciously. In this article, I’ll be talking about a tobacco variety we often hear about in the pipe world: Burley . With its light-colored leaves, strong aroma, and remarkable ability to absorb added flavors, Burley tobacco holds a truly special place. Discovered entirely by chance in the mid-19th century, this type of tobacco remains a foundation of many pipe blends today. In fact, it is now grown not only in America but in many parts of the world, occupying a central role in the economic and cultural fabric of the tobacco belt. Burley tobacco emerged by chance in the 1860s. Two farmers, after bringing tobacco seeds from another region, ended up with plants quite different from the familiar dark-leaf ...