Skip to main content

In Search of Pipe Dreams#7- Türkçe Kaynaklara Katkı

 Lars Ivarsson – Eşsiz Bir Usta


Lars Ivarsson, pipocular arasında efsanevi bir isimdir. Briar ile öyle şeyler yapar ki, dünyada başka hiçbir pipo ustası aynılarını gerçekleştiremez. Bazı koleksiyoncular Lars’ı, pipoculuğun Muhammad Ali’si olarak görür. “Ben en iyisiyim!” sözünü hatırlatır. Bence bu benzetme oldukça yerindedir. Görüşüme göre Lars’ın eserleri, yaşayan hemen tüm ustalarınkinden çok daha üstündür. Ona bir briar bloğu, keskin bir bıçak ve biraz zımpara verildiğinde, geçmişte ya da günümüzde herhangi bir ustanınkinden daha güzel bir pipo çıkarabileceğine kuşku yoktur. Yine de ben, 1996’da Pipe Friendly için kaleme aldığım bu portrede Lars’a daha insani bir yüz kazandırmaya çalıştım.


21.bölümde, büyük Alman pipocusu Karl Heinz Joura’dan söz ederim. Onunla yaptığım bir buluşmayı hatırlıyorum. Ben, tam kıvrımlı bir Lars Ivarsson piposu içiyordum; Karl, pipoyu incelemek istedi. Ağızlığı çevirdiğinde şaşkınlıkla, bağlantının kusursuz olduğunu gördü; ağızlık aşağı ya da yukarı dönük olsun, fark etmiyordu. “Bir milyon pipoya bakabilirsiniz ama böylesine kusursuz yapılmışını göremezsiniz,” dedi. Bu yüzden Lars’a “milyonda bir” demek kesinlikle abartı değildir.


Pipo içenler, dünyanın geri kalanına kapalı bir sırrı paylaşır. İyi bir pipo eşliğinde dinlenmenin ne kadar keyifli, ne kadar eğlenceli ve ne kadar saf bir tatmin sunduğunu biz biliriz.

Bu sırrı ne kadar az kişinin paylaştığı beni her zaman şaşırtmıştır. Pipe Lovers dergisinin eski bir sayısında okuduğumu hatırlıyorum: 1940’ların sonlarında her beş American erkekten biri pipo içiyordu. 1990’larda bu oranın yüzde  birden daha yüksek olmasına şaşırırdım.

Ama günümüzde pipo içenler arasında artık neredeyse hiç sıradan, rastgele pipo kullanan kişi yok. Çoğunluğu gerçek meraklılardır. Yüksek kalite pipolardan oluşan koleksiyonlara sahiptirler ve her zaman tütüncü dükkânlarında vakit geçirmekten hoşlanırlar. Çeşitli markaların distribütörüne, en üst fiyat seviyelerinde en çok talep gören pipoların hangileri olduğunu sordum. Şöyle cevap verdi:

“1.000 doların üzerinde satılan tek bir pipo söz konusuysa özel setler ya da altın süslemeli, anı değeri olan pipolar hariç bahsettiğiniz ya olağanüstü bir Dunhill’dir, ya çok yüksek kalite bir Charatan’dır, ya da usta Danimarkalı veya İsveçli pipoculardan birinin eseridir. Jess Chonowitsch, Ivarsson, Bo Nordh ve S. Bang gibi isimlerin pipolarından söz ediyoruz. Bu pipoların her birini anında satabilirim, hem de inanılmaz fiyatlara. Asıl sorun onları bulmak. Çünkü bu pipolardan çok az sayıda üretiliyor ve Almanya, İsviçre, Japonya ve başka birçok ülkede uzun bekleme listeleri var.”

Aynı distribütör, merhum Barry Levin’in bir müzayede satışında birkaç düzine Ivarsson piposu ele geçirdiğini ve tek bir telefon görüşmesiyle Japonya’daki bir alıcıya tüm partiyi 50.000 dolara sattığını da anlattı. Ayrıca, geçen yıl bir koleksiyoncunun 30 Jess Chonowitsch piposu edindiğini ve her birini ortalama 1.000 doların üzerinde satmayı başardığını söyledi.

Ivarsson pipoları, 1960’lar ve 70’lerde Amerika’da Chicago’daki Iwan Ries and Co. aracılığıyla bulunabiliyordu. Dükkan sahibi Stan Levi yılda bir ya da iki kez Kopenhag’a gider, Sixten ve Lars Ivarsson’dan birkaç pipo alır ve Amerika’da satardı. Bu pipoların 2.500 dolar bandında fiyatlandırılması hiç de olağan dışı değildi. Bugünün parasıyla bu, pipo başına 5.000 ile 7.500 dolar arasında bir değere karşılık gelir!


Geçen bahar Chicago’daki pipo fuarında 90 yaşındaki Stan ile karşılaştım. Ona, neden dükkânında artık Ivarsson pipoları satmadığını sordum. Japonların daha yüksek fiyat teklif etmeye başladığını, bu nedenle rekabet edemediğini söyledi.
“Sixten ve Lars Ivarsson’a, benim müşterilerimden alacağım fiyatı öderlerdi,” dedi.

O günden sonra Ivarsson pipoları American koleksiyoncular için neredeyse tamamen ulaşılmaz hâle geldi. Elbette ara sıra bir pipo fuarında ya da garaj satışında tek tük Ivarsson piposuna rastlamak mümkün olabiliyordu ama onları bulmak samanlıkta iğne aramak gibiydi. Yıllar içinde sadece iki American koleksiyoncu birkaç düzine Ivarsson piposuna sahip olabildi: Philadelphia bölgesinde yaşayan Rob Cooper ve Washington, D.C. çevresinde yaşayan Ron Colter. Başkaları da olabilir ama bunlar istisnadır.

Ivarsson pipoları American koleksiyoncular arasında uzun süre pek tanınmadı. Örneğin, Richard Carleton Hacker’ın değerli eseri The Ultimate Pipe Book’ta Ivarsson’dan neredeyse hiç söz edilmez. Aynı şekilde, 1964–79 yıllarını kapsayan The Pipe Smoker’s Ephemeris: Book I’de de Ivarsson’un adı geçmez. Ayrıca bu kitapların hiçbirinde, birçok koleksiyoncuya göre günümüzün en büyük pipocusu sayılan Jess Chonowitsch’in de adı yoktur.





1976 tarihli bir Sixten Ivarsson pipo şaheseri.




Ama Avrupa’da durum tamamen farklıdır. Alexis Liebaert tarafından kaleme alınan The Illustrated History of the Pipe’ta Fransa’dan Alain Maya, Ivarsson ailesine hak ettikleri değeri verir. Sixten, 20. yüzyılın en büyük pipocusu olarak anılır. Ve Sixten ne kadar usta olursa olsun, birçok koleksiyoncu onunla boy ölçüşebilecek, hatta onu aşabilecek tek ustaların Jess Chonowitsch, Bo Nordh ve Sixten’in oğlu Lars olduğunu düşünür. Diğer koleksiyoncular ise S. Bang pipolarının dünyadaki en iyiler olduğuna inanır. Bana göre ise bu dört ustanın hepsi olağanüstüdür; birini diğerinden üstün görmek oldukça öznel bir yaklaşımdır. En iyi besteci kimdi?Mozart, Beethoven mı yoksa Bach mı? Elbette cevap bütünüyle kişisel bir tercihtir. Ancak tartışmasız olan şudur: Bu üç besteci nasıl kendi alanlarında tarihin en büyükleri arasındaysa, bu dört pipocu da kendi alanlarının zirvesindedir.

Lars yılda yaklaşık 70 pipo yapar ve her birini 1.000 ile 2.000 dolar arasında satar; bazıları biraz daha ucuz, bazıları ise çok daha pahalıdır. Temmuz ayında Los Angeles’ta düzenlenen West Coast Pipe and Cigar Expo’ya dört pipo götürdü. Lars’ın Amerika’ya ilk ziyaretiydi ve sonuçlardan memnun kaldı. Dört pipo da kapılar halka açıldıktan iki saat içinde satıldı. Marty Pulvers, Lars’a istediği zaman pipolarını satabileceğini söyledi. Lars, Japonya ve Avrupa’dan gelen siparişleri yetiştirmeye çalıştığını, ancak pipolarına Amerika’da da ilgi gösterilmesinden heyecan duyduğunu açıkladı.

51 yaşında olan Lars, 40 yıl önce pipo yapmaya başlamış. Çocukken babasının atölyesinde vakit geçirmeyi severmiş. “12 yaşıma geldiğimde harçlığım kesildi ” diyor. “Pipolara yardım ederek kazandığım parayla idare ettim.”

Lars, mühendislik öğrencisi olan Bo Nordh’un, Sixten ve Lars’tan pipo yapım tekniklerini öğrenmek için İsveç’ten Kopenhag’a ilk gelişini hatırlıyor. Bugün hâlâ yakın dostlar. Yine Jess Chonowitsch’in Ivarsson atölyesinde çalıştığı günleri de hatırlıyor. Pipolar, “An Ivarsson Product” yazılı bir daireyle damgalanır. Çoğunda ayrıca üretildiği yıl ve numarası da yer alır. Örneğin, “24/1970” damgası, 1970 yılında yapılmış 24. pipoyu ifade eder. Lars’ın pipolarında “L” damgası bulunurken, Sixten’inkilerde bir güneş sembolü vardır.

Lars, Sixten dışında yalnızca kendisi ve Jess’in “An Ivarsson Product” damgasını taşıyan pipolar yapma iznine sahip olduğunu söyledi. Yirmili yaşlarındayken, üç pipocunun   Kopenhag şehir merkezindeki atölyede bütün gün çalıştığını hatırlıyor. Atölyelerinin vitrine bakan bir penceresi vardı; yerel halktan birçok kişi selam verir ya da sohbet için uğrardı.

Japonlar, Danimarkalıların yüksek kaliteli pipolarına son derece ilgi gösteriyorlardı. Ellerinden geldiğince çok satın almak istiyorlar ve nasıl yapıldığını öğrenmek için çaba harcıyorlardı. Lars, Japonya’yı defalarca ziyaret etti; Jess ile birlikte dünyanın en iyi Japon pipocusuyla aylarca çalışarak onlara kendi tekniklerini öğrettiler. Lars, Tsuge’nin yüksek kalite pipolarının dünyanın en iyileri arasında olduğunu söylüyor: “Sadece teknikleri değil, ruhunu da kavradılar,” diyor.

Lars ile ilk kez 1995 yılı Ağustos’unda Kopenhag’da tanıştım. Bana, pek çok kez dünyayı dolaşmasına rağmen Amerika’ya hiç gitmediğini söyledi. İngilizcesi oldukça iyiydi. “Babam adına pazarlık yapabilmek için genç yaşta İngilizce öğrenmek zorunda kaldım,” dedi.

Ben de Lars’a, eğer bir gün Amerika’ya gelirse Los Angeles’taki evimde kalmasını teklif ettim. Duyduğunuz heyecanı hayal edin: 11 ay sonra L.A. havaalanında Lars ile buluştum. Neredeyse 24 saat yolculuk yapmıştı, pipoya hasret kalmıştı ama genel olarak gayet iyi durumdaydı.

Sonraki beş gün boyunca pipolar üzerine bolca konuşma fırsatımız oldu; öğrendiklerim neredeyse bir ansiklopediyi dolduracak kadardı. Salı akşamı Lars’ı havaalanında karşıladım; aynı haftanın Cuma gecesi Bonnie ve Jess Chonowitsch ile buluştuk. Çarşamba ve Perşembe günleri Lars bana cilalama tezgâhımı nasıl kuracağımı gösterdi, pipoları nasıl renklendireceğimi öğretti ve tıkanmış ağızlıkları nasıl açacağımı anlattı ki çoğu gerçekten tıkalıydı! Bunun içine eğrilmiş ağızlıkları düzeltmek, açmak ve tekrar eski hâline getirmek de dâhildi. Perşembe günü Lars ile  Pipes and tobaccos dergisinin editörü ve yayıncısı Dayton Matlick ile birlikte San Diego’da Jim Benjamin’i ziyaret ettik. Jim, eski pipoları restore etme konusunda uzman bir ustadır.


Jim, Lars’ın pipolarından birinin içini titizlikle temizledi. O sırada fark ettim ki Lars yanına sadece üç pipo almıştı. Üçünü de yalnızca kendi içimi için yapmıştı. Ona, bu üç pipodan birini satın alıp alamayacağımı sordum. Kabul etti, ancak Kopenhag’a dönüşünden hemen önce, yani ertesi Pazartesi’ye kadar beklememi şart koştu. Pipo üzerinde “An Ivarsson Product” damgası vardı ve ayrıca “own” kelimesi de eklenmişti; bu da onun (ya da daha önce onun) kişisel piposu olduğunu gösteriyordu.


                            Bir Lars Ivarsson piposu : mükemmelliğe olabildiğince yakın.



Jim Benjamin’in atölyesindeyken, Lars’a başka bir pipocusunun yaptığı büyük boy bir free hand piponun üst kısmındaki plateau’yu pürüzsüz hâle getirip getiremeyeceğini sordum. Onu çalışırken izlemek olağanüstüydü: önce zımpara tekeriyle, ardından kendi el yapımı bıçaklarından biriyle işleme koyuldu. Jim Benjamin, bıçakla çalışmaktan çekindiğini söyledi. Bu sırada Dayton ve benim için de konuşuyordu aslında. Ama Lars bıçağı eline aldı, sakalına sürdü, elini sakalının altına yerleştirdi ve bir tutam kılı ustalıkla kesti. “Bıçak keskin olduğu sürece hiçbir sorun olmaz,” dedi.

Ona briarın yaşı hakkında bir soru sordum ve Lars bu konuda çok fazla yanlış bilgilendirme olduğunu söyledi. Çoğu zaman briarın yaşını bir pipoya bakarak anlayabileceğini ifade etti. Aralık genellikle beş yıldan başlayıp en fazla elli yıla kadar uzanabiliyormuş. Yüz yıllık briar efsanesinin ise sadece bir efsane olduğunu belirtti. Çalıştığı bazı ağaçların 1950’lerden beri saklandığını, ancak bunun istisna teşkil ettiğini söyledi. Kullandığı briarwood’un çoğunun bir ila beş yıl arasında depolandığını belirtti. İyi kalitede ve tamamen kuru olduğu sürece, briarın iyi bir içim kalitesine sahip olabilmesi için çok yaşlı olması gerekmediğini vurguladı. Hatta, briarwood’un çok yaşlı olması hâlinde işlenmesinin zorlaştığını ekledi. “Elinizde tamamen kurumuş bir mantarın nasıl kolayca ufalandığını hayal edin,” dedi.


     Dayton Matlick, Pipes and tobaccos dergisinin yayıncısı, ben ve Lars Ivarsson, Los Angeles, 1996.



Fakat ben, yüz ya da hatta iki yüz, üç yüz yıllık briardan söz eden kitaplar ve anekdotlar hakkında ne düşündüğünü sordum.
“Bu saçmalık,” dedi. “Gerçek değil. Yüz yıl önce yapılmış bir pipoyu bulsanız bile, briarwood yüz yıllık olsa da, yirmi beş yıllık briarwood’dan ne daha iyi ne de daha kötü tüter. Eğer yüksek kaliteli briara sahipseniz, onun yaşı önemli değildir.


Tamamen kuru olduğunda, yalnızca on yaşında olsa bile fark etmez. Önemli olan kaliteli ahşabı bulmaktır. İşin pahalı kısmı da budur. Cezayir’den mi, Korsika’dan mı, İtalya’dan mı, Yunanistan’dan mı ya da başka bir yerden mi geldiği önemli değildir , yeter ki kaliteli olsun. Bu, eski bir atasözünü hatırlatıyor: Atın rengi önemli değildir, önemli olan iyi yürümesidir.


Lars, pipoların yanı sıra bıçaklar da yontar; bu 1997 tarihli fotoğraf Pipes and tobaccos dergisinin kapağında yayımlanmıştır.



Uzun yıllardır briarı Korsika’dan, Jess, Bo Nordh ve S. Bang’e de tedarik eden aynı kişiden alıyordum. Ne yazık ki kısa süre önce vefat etti, bu nedenle başka bir distribütör bulma sürecindeyiz. Ancak bir sorun yaşayacağımızı sanmıyoruz. Yüksek kalite briar tedarik eden kişiler olduğu sürece ve biz pipomaker’lardan birkaçı bunları almaya istekli oldukça, mutlaka bir çözüm olacaktır.

Ayrıca en yüksek kaliteli vulcanite kullanıyoruz; bunu Almanya’dan satın alıyoruz. Tüm ağızlıklarımız el yapımıdır. Malzemeler ne kadar önemli olsa da, bir piponun nasıl yapıldığı daha da önemlidir. İyi bir pipo yüzde doksan fizik, yüzde beş malzeme ve yüzde beş ‘büyü’dür.

Lars’ın sözünü ettiği “büyü”, pipomaker’ın tutkusu, sanatı ve belirli bir piponun nasıl yapılması gerektiğine dair sezgisel anlayışının yansımasıdır. Gerçekten iyi bir pipo, kolaylıkla çekim yapan, kolayca yanan, sık sık müdahale gerektirmeyen ve tıkama, bastırma, yeniden yakma gibi sıradan pipolarda olağan olan şeylere ihtiyaç duymadan keyif veren pipodur.

Şunu da eklemeliyim ki, Lars’ın verdiği yüzdeler bana biraz dengesiz görünüyor. Bunu söylememin nedeni, ham maddelere bu kadar çok para yatırması. Hiçbir zaman plastik, lucite ya da akrilik ağızlık kullanmayı düşünmemiş. Vulcanite’in kesinlikle saf kauçuktan, hiçbir katkı ya da metal içermeden yapılması gerektiğini savunuyor. Kullandığı her Corsican briar bloğu için 50 dolar ödüyor ve en ufak kusuru olan blokları daima reddediyor. Reddedilen ağaçlar da hesaba katıldığında, Lars’ın kullandığı her blok ona 80 dolardan fazlaya mal oluyor.

Lars, briarın tekrar tekrar içimden sonra nasıl renk değiştirdiğini de anlattı. Ona, zamanla koyu kırmızımsı kahverengiye dönen briarın benim favorim olduğunu söyledim. Bunun üzerine, ağacın yalnızca pipomaker tarafından başlangıçta kırmızı bir renkle lekelenmişse kırmızıya döneceğini açıkladı. Ağaç zamanla kahverengiye ya da grimsi kahverengiye koyulaşır, fakat pipo ilk aşamada içinde biraz kırmızı barındıran bir boya ile işlenmişse, zamanla erik renginde görünür. Ancak o kırmızı leke olmadan, böyle bir renk dönüşümü olmaz.


Bu Sixten Ivarsson piposunda bir “büyü” vardır; 1964’te yapılmıştır ve birçok Stanwell piposuna model olmuştur.



Kumlama (sandblast) konusunda ise Lars, Los Angeles gösterisine olağanüstü bir halka damar (ring-grain) getirmişti. Bu pipoyu yeni yapmıştı. Kumlama işlerinin tamamını, bu amaç için özel olarak inşa ettiği kendi fırınında gerçekleştiriyor.


Lars her zaman kırsalda yaşamayı ve çalışmayı tercih etmiştir. Nitekim yakın zamanda eşiyle birlikte, Kopenhag şehir merkezine 100 kilometre uzaklıkta deniz kıyısında yeni bir ev satın aldılar. Evin çok fazla bakıma ihtiyacı olduğunu, tüm işleri kendisinin yapacağını söylüyor. Ayrıca evin hemen yanında pipo yapım atölyesini kurmayı planlıyor. Sık sık, “Ben sadece bir taşralı çocuğum,” demeyi seviyor.

West Coast Pipe and Cigar Expo sırasında Lars ve Jess, ziyafet esnasında soruları yanıtladılar. Defalarca briarı hazırlarken kullanılan yağla kürleme teknikleri soruldu. Lars, piponun yapımından sonra kâseye az miktarda yağ sürdüğünü ama bunun dışında hiçbir şey yapmadığını belirtti. Briarwood’u kurutmaya gelince, sırrının takvimden daha karmaşık bir şey olmadığını söyledi.

Kendi evimde, Lars ve Jess’e koleksiyonumdan birkaç pipo gösterdim. Bu pipoların dış görünüşü güzeldi fakat iyi tütmüyordu. Her defasında pipoyu, Sherlock Holmes’un önemli bir kanıtı inceler gibi incelediler. Önce şu yöne, sonra bu yöne çevirdiler; bazen ağızlık takılı, bazen çıkarılmış halde. Hatta pipodan hava akışını dinlemek için üflemekten çekinmediler. “Ağızlığın klarnet gibi ses çıkarmamasını sağlamalıyız,” dedi Lars bir ara. Her seferinde bana kusurları gösterdiler.

Hatalar arasında; hava deliklerinin kâsenin tabanının altına ya da üstüne açılması, tabanda yeterli miktarda ahşap bırakılmaması, hava deliğinin ortadan sapmış, yanlış açılmış olması, Ağızlık ile gövde birleşim yuvasının hatalı açılması, parçaların birbirine tam oturmaması, ağızlıkta fazla vulcanite kullanımı, ağızlığın iç yüzeyinde fazlalıkların temizlenmemiş olması, iğne ucu büyüklüğünde tenonlar ve hava delikleri, insana değil gorillere göre yapılmış gibi duran plastik ağızlıklar, el zımparası görmemiş hantal tasarımlar vardı. Estetikten tamamen yoksundular. Merak ederseniz, bu pipolar arasında Charatan Supreme, Ser Jacopo Gem serisinden modeller, Ingo Garbe free hand ve birkaç yüksek kalite Dunhill de vardı!

Örneklerden biri, tam eğimli bir pipo (full bent pipe) idi. Bu şekilde yapılmıştı ki, ağızlık ve şank ne kadar açık olursa olsun, içici dumanı çekebilmek için zorlanmak zorundaydı. Bunun nedeni, ağızlığın hava yolunun doğrudan aşağıya inmesiydi.Tenon dikey giderken hava deliği neredeyse yatay açılmıştı. Jess, “Bu tür bir yapı, oldukça yaygın olmakla birlikte, içiciyi kesinlikle hayal kırıklığına uğratır,” dedi. Lars ise ekledi: “Böyle bir şeyi iyi yapılmış bir pipoda asla göremezsiniz. Asla. Bin tane S. Bang piposu inceleseniz bile bu hataya rastlamazsınız. Bir kez bile olmaz. Bu işin temel tekniğidir, isterseniz buna ‘alfabe’ deyin, ben de hep Nanna’ya bunu vurguluyorum.”


Nanna ve Sixten Ivarsson, Kopenhag’daki Sixten’in eski atölyesinde.



Nanna, Lars’ın iki kızından en küçüğü ve gelecekte doğal varisi olarak gördüğü kişidir. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen deneyimli bir pipomaker’dır. Yakın zamanda, başvuran 500 öğrenciden 488’ini reddeden seçkin bir tasarım okuluna kabul edilmiştir. Nanna, tasarım eğitimi alırken babasının rehberliğinde pipo yapmaya devam edecektir. Bana, tasarım bilgisini pipolara yeni biçimler kazandırmak için kullanmak istediğini söyledi.

Lars’ın harika bir mizah anlayışı vardı. Pipolardan birinde teknik bir hata bulduğumuzda her defasında “Oops!” derdi.


Gülerek şöyle açıkladı: “İşte bu, pipomaker’ın aslında ne yaptığını bilmediği ama aniden bir hata fark edip ‘Oops!’ dediği andır.” Ya bu şekilde olur, ya da Lars hatayı fark eder ve en sık yaptığı yorum yine “Oops!” olur.

Bugün sıradan kabul edilen pek çok tasarımın, Sixten, Lars ya da Jess tarafından ilk kez ortaya konulduğu dönemde devrim niteliğinde olması dikkat çekicidir. Örneğin Lars’a, en sevdiğim biçimlerden birinin yumurta formu olduğunu söyledim. “Acaba Ivarsson ailesinin bu formda bir katkısı olmuş muydu?” diye sordum. “Evet,” dedi, “Babam yarattı.”


Kopenhag’daki Tivoli Gardens’da. Arka sıra, soldan sağa: Jess ve Bonnie Chonowitsch; Lars ve Annette Ivarsson; Lars’ın kızları Camilla ve Nanna; oğlum Jack ve ben. Ön sıra: kızım Sara ve eşim Carole.



Lars, kırk yıllık pipo yapım hayatında, pipolarının 35’ine balık damgası vurmuştur; Jess ise yaklaşık aynı sayıda pipoya kuş damgası işlemiştir. Balık ve kuş damgaları, her açıdan kusursuza en yakın pipolar için ayrılmış özel işaretlerdir.

Lars’ın Los Angeles’ta sattığı pipolardan biri bir balık pipoydu. Serbest formlu, uzun şanklı bir pipoydu. Her iki yanda “bird’s eye” damarları, ön ve arka yüzlerde ise yatay, düz damarlar vardı.

İnanılmaz bir şeydi; çünkü son derece sıkı , olağanüstü sıkı  “bird’s eye” damarları şankın tüm uzunluğu boyunca uzanıyordu.

Bazı koleksiyoncuların tek bir pipoya 1.000 dolar vermekten çekineceğini biliyorum. Fakat eğer böyle bir pipo bulabilirseniz, onu elde etmek için gerekirse kendinizden ödün verin, borç alın ya da bir yolunu bulun derim. Bu deneyim benzersizdir ve pipo tekrar tekrar içildikçe daha da iyi hale gelir. Jess Chonowitsch, Bo Nordh veya S. Bang’in yaptığı pipolar için de durum aynıdır. Diyelim ki elinizde ortalama 100 dolara aldığınız 50 pipo var; toplam yatırımınız 5.000 dolar. Bence bu pipolardan 10’unu satıp onun yerine bir Ivarsson, Jess, Bo Nordh ya da yüksek kalite bir S. Bang piposu almak çok daha kârlı olur. Elinizde hala 41 pipo kalır, ama emin olun en çok içtiğiniz pipo o yüksek kaliteli Danimarka piposu olacaktır. Hatta zamanla kalan pipolardan 10’unu daha elden çıkarır, sonunda 30 pipo artı bir Jess ve bir Ivarsson piposuna sahip olursunuz   ya da benzeri bir dengeye ulaşırsınız.

West Coast Pipe and Cigar Expo’daki açık hava akşam yemeği sırasında, ben bir Sixten Ivarsson pipo içiyordum (1970 yapımı). Yemekten kısa bir süre önce pipoyu masaya koyup izin istedim. Lobide yön sordum, lavaboya gittim, ellerimi yıkadım, sonra da iki hızlı telefon görüşmesi yaptım. Yaklaşık 50 metre yürüyüp masaya geri döndüm ve yerime oturdum. En az beş, belki de on dakika geçmişti. Pipoyu tekrar aldım, ağzıma koyup çektim. İnanılmaz ama hala yanıyordu! Bunu Lars ve Jess’e gösterdim. Lars, bunun tütünü ziyan etmenin iyi bir yolu olduğuna dair bir şaka yaptı. Gerçekteyse tütün neredeyse hiç yanmamıştı ; yalnızca piponun közlenmesini sürdürecek kadar. Onlara bunun inanılmaz olduğunu, daha önce hiç böyle bir şey görmediğimi söyledim. İkisi de herhangi bir övgü kabul etmek istemedi; açık havadaki esintinin piponun yanmaya devam etmesine yardım ettiğini söylediler. “Beş on dakika olabilir, ama daha uzun değil ” dedim. Kararlı bir şekilde bir kez daha sordum: “Bunu nasıl açıklayabilirsiniz?”

Lars önce ciddi bir yüz ifadesi takındı, ardından gülümseyerek şöyle dedi:
Sanırım piponun sönmeden yanmaya devam etmesini sağlayan şey, işte o son yüzde beşlik paydı.Sixten’in “büyü” dediği şey aslında buydu. Gerçek anlamda bir piponun nasıl yapılacağını bilmenin büyüsü. Siz buna “milyonda bir görülen pipo” da diyebilirsiniz.


Dört Lars Ivarsson piposundaki eşsiz formlar ve damar yapıları.


Comments

Popular posts from this blog

Dumanın İzinde: Virginia’nın Altın Yaprağının Kültürlerarası Hikâyesi

Merhaba pipo dostları , keyifler nasıl?   Bugünkü konumuz biraz derin… Sadece bir tütün harmanından değil, zamanın içinden geçen bir hissiyattan söz edeceğiz. Virginia tütünlerinin izini sürerken, geçmişle bugünün nasıl aynı dolumda buluştuğuna birlikte göz atacağız.   Bu hikaye de bizi yalnızca bir tütün türünün tarihine değil, aynı zamanda insanlığın ritüelleri, buluşları ve kültürel etkileşimleriyle örülü bir yolculuğa davet ediyor.Hadi başlayalım. Tütün, Amerika kıtasına özgü bir bitkidir. Arkeolojik bulgular, Meksika ve Peru’daki halkların onu binlerce yıl önce yetiştirdiğini ortaya koyar . Yerli halk, tütünü sigara içmek, çiğnemek ve enfiye yapmak gibi farklı şekillerde değerlendirmiş; hatta toz halindeki yaprakları solumak için Y biçiminde kamışlar ve kil pipolar icat etmiştir. Bu pipolar, törenlerde ve diplomatik görüşmelerde hediye olarak kullanılırdı. Virginia’daki Algonquinler süslü, dirsekli pipolardan hoşlanırdı.  Avrupalılar da zamanla bu yöntemi benimsedi....

Burley Tütünleri: Kimler İçin Uygun, Hangi Harmanlar Öne Çıkıyor?

  Merhaba dostlar,   Hayatın koşturmacası içinde biraz durup nefes alabildiğiniz, bir fincan çay ya da tütün eşliğinde kendinize vakit ayırabildiğiniz zamanlardasınız umarım.Bu yazıda sizlerle birlikte pipo dünyasının oldukça karakteristik bir tütün ailesi olan Burley üzerine konuşacağız. İçimi kimi zaman sade, kimi zaman sert bulunan Burley, hakkında çok farklı yorumlar yapılan bir tür. Kimileri için vazgeçilmez, kimileri içinse alışılması zaman alan bir tat… Bugün hem klasikleşmiş hem de denemeye değer Burley harmanlarına birlikte göz atacağız. İçlerinden bazılarını ben de henüz denemedim ama en kısa zamanda denemeyi planlıyorum. Yazının amacı ne övmek ne de yermek; tam tersine, Burley'yi tarafsız bir şekilde tanıtmak ve bu tütün türüne dair fikir edinmek isteyenlere bir rehber sunmak. Lafı fazla uzatmadan, hadi birlikte Burley tütünlerinin dünyasına bir yolculuk yapalım! Burley Tütünü Nedir? Doğal ve Sade Bir İçim Deneyimi Burley, pipo tütünü dünyasında sıkça karşılaşılan ...

Everything About Burley Tobacco: A Complete Guide from Past to Present

  Hello, fellow pipe friends, where did we leave off last time? Despite my busy schedule, I can’t give up sharing my passion for pipe smoking. For my fellow pipe enthusiasts in Turkey, I continue to research and share my findings so that we can all enjoy this delightful ritual more consciously. In this article, I’ll be talking about a tobacco variety we often hear about in the pipe world: Burley . With its light-colored leaves, strong aroma, and remarkable ability to absorb added flavors, Burley tobacco holds a truly special place. Discovered entirely by chance in the mid-19th century, this type of tobacco remains a foundation of many pipe blends today. In fact, it is now grown not only in America but in many parts of the world, occupying a central role in the economic and cultural fabric of the tobacco belt. Burley tobacco emerged by chance in the 1860s. Two farmers, after bringing tobacco seeds from another region, ended up with plants quite different from the familiar dark-leaf ...